Gül bahçesi mi umuyordunuz?

'Demokratik açılım'ın kolay olacağını kim söyledi size? Binbir tehlikeyle dolu, çetin, çetin olduğu kadar da çetrefilli bir yol bu.

‘Demokratik açılım’ın kolay olacağını kim söyledi size?
Binbir tehlikeyle dolu, çetin, çetin olduğu kadar da çetrefilli bir yol bu.
Kolay mı, kardeşler arasına sokulmuş 30 yıllık bir nifak kavgasını, müzminleşmiş bir bölücülük davasını akşamdan sabaha bitirmek?
Aşiretler arasındaki kan davaları bile sulha böyle kavuşmuyor.
Barış sürecini sabote edecek tahrikler, kanlı provokasyonlar beklemiyor muyduk?
Tokat Reşadiye’de, İstanbul Dolapdere’de, Muş Bulanık’ta yaşadıklarımız, sabotaj değil de nedir peki?
Amaç belli; toplumsal psikolojimizi bozmak, bozguna uğratmak bizi.
Teslim mi olacağız?...
Gerçeklerle yüzleşmenin, sokaklarımızı hiç sarsmayacağını mı sandınız yoksa?
Gül bahçesi mi umuyordunuz hemen?
O zaman bu şaşkınlık, bu yılgınlık alametleri neden?
***
Toprağınızı kötü adamlar sürmüş bunca zaman, siz sahip çıkmamışsınız...
Fitne fesat tohumları ekilmiş bahçenize, ısırgan otları boy vermiş...
Söküp atarken, hiç diken batmayacak mıydı elinize?
Ne diyordu Fuzuli?
Bin dikene su verir bağban, bir gül için...
Yani önce sabırla, emekle, sevgiyle sulamanız gerekecek o bahçeyi.
Zorluklara göğüs gereceksiniz, ayağınız sürçecek, an gelecek sendeleyeceksiniz.
Ama daha ilk hengamede bırakıp kaçarsanız, olmaz!
Ağrısız, sancısız hiç olmaz!
***
Korku tacirleri, şu sıralar her köşe başına tezgah açmakla meşgul...
Son düzlüğe çıkmak üzereyken biz, son tepenin ardına saklanmış hayaletlerden söz ediyorlar bize.
Bu tarif ettikleri canavarlar, rüyalarımıza giren o eski heyulalardır.
Bu bizi korkutanlar, bildiğiniz o eski tacirler...
‘Sakın gözlerinizi açmayın’ diyorlar, yoksa peydah olurmuş karşımızda, en korkunç ecinniler.
Her gün aynı kabuslarda tekrar tekrar ölmektense, bir kere uyanmak ölüm sabahına, söyleyin, evla değil midir?
Her gün diri diri gömülmektense, bir kere girmek toprağın altına, tercih edilmez mi?
Bunca yıl kan ter içinde boğuştuğumuz o heyulanın yüzündeki peçeyi kaldırıp atalım istemiyorlar.
Bir düşünün, acaba neden?
Kim çıkacak o korkuların altından; hangi tacirin hesabı bozulacak?
Tir tir titreyelim, nutkumuz tutulsun, korkudan kaskatı kesilmiş birer canlı manken olalım istiyorlar.
Çünkü meydan yeniden onlara kalacak, çünkü dilediklerince at koşturup cirit atacaklar eskiden olduğu gibi.
Çünkü bunlar, bugüne kadar hep korkularla yönettiler bizi.
Hayaletlerimize boyun eğer, kabuslarımıza diz çökersek, seslerini duyacağız yeniden onların.
O canavarlı tepenin ardından, elleriyle bastırdıkları boğuk kahkaha sesleri gelecek...
Dağlarımızı korku beklerken, kıs kıs gülecekler bize.
***
Size bilmediğiniz, duymadığınız gerçeklerden bahsetmiyorum.
Öyleyse, neden bu kadar telaşlı görüyorum sizi?
Neden kuru gürültüye papuç bırakacak gibi duruyorsunuz?
Dizlerinizin bağı, neden bu kadar erken çözülmeye yüz tuttu?
***
Hayır, bu kez kötü adamlar kazanmayacak.
İzin veremeyiz bu kez...
Bu kadar yaklaşmışken olmaz, son virajdan dönemeyiz geri.