Gül'ün MGK açılımı

Hayretler içindeyim. Hangisine yanacağımı bilemedim.

Hayretler içindeyim.
Hangisine yanacağımı bilemedim.
Cumhurbaşkanı, Baykal’ı MGK’ya çağırıyor.
CHP’lileri dinliyorum; ‘Sıradan bir üye gibi olmaz’ diyor, Mustafa Özyürek.
Ya nasıl olur?
Şart üstüne şart koşuyor.
Baykal, karar ve bildirilere şerh koyabilmeli, çıkıp içeride nasıl mücadele verdiğini dışarıda anlatabilmeliymiş.
Yoksa ne kıymeti varmış.
Hâlâ siyasi çıkar derdindeler.
Bir tek, ‘Kamerasını da alıp gidebilmeli’ demedikleri kalıyor.
***
Abdullah Gül, kafa karıştıran bu görüşlerini, TRT söyleşisinde serdetti.
Bence o programdaki meslektaşlar, takip sorularıyla muğlaklığı dağıtmalıydı.
Ama bunu yapmadılar.
O sözlerin, netliğe kavuşmadan ortada kalmasına izin verdiler.
***
Cumhurbaşkanı, hükümet üstü memleket meseleleri olduğunu söylüyor.
Bu sebeple Baykal’ın, ana muhalefeti temsilen MGK’ya katılması gerektiğini anlatıyor.
Anayasa değişikliği ile bu sağlanıncaya kadar, MGK’da konuşulanlar hakkında Baykal’ı şahsen bilgilendirmek istiyor.
Abdullah Gül, bunları niye söylüyor?
Aklıma ihtimaller geliyor.
Baykal’a rüşvet-i kelam vermek istemiş olabilir.
Fakat ne karşılığında?
İşte bu sorunun makul bir cevabı yok bende.
Onun için geçip, diğer ihtimallere bakıyorum.
A) Hükümetin sadece çer çöp işlerinden sorumlu olduğuna inanıyor.
Ve, kimi memleket meselelerinin hükümeti aştığını düşünüyor.
B) Baykal’ın çok parlak fikirlerinden MGK’nın mahrum kalmasına razı olamıyor.
‘Hükümet istifade edemiyorsa, bari MGK faydalansın’ diyor.
C) MGK’yı, hiyerarşik olarak hükümetin üzerinde bir organ gibi görüyor. Ana muhalefeti de bu ‘devlet divanı’na ortak ederek, demokrasimizi emsalsiz bir konuma yükseltiyor.
D) MGK toplantılarını resen, gizlilik kuralına tabi olmaktan çıkarabileceğini varsayıyor.
E) Hiçbiri...
F) Başa dönüp, tekrar okuyun.
***
Ben F şıkkından yanayım ama, ne kadar başa dönsem de işin içinden çıkamadım.
Onun için son kararım, E şıkkını işaretliyorum.
Gül’ün, diğer seçeneklerden hiçbirini kastetmediği kanaatindeyim.
Eğer niyeti, MGK’yı sivilleştiren reformu yok hükmünde saymak değilse...Sivil bir tavsiye organından fazla işlev yüklenmesi gerektiğini düşünmüyorsa...
MGK’yı, hükümetin üzerinde konumlandırıyor olamaz.
Eğer hükümetin, sadece ayak işlerine bakması gerektiğini düşünmüyorsa, ki buna hayatta inanmam...
MGK’yı, bir üst idari makam, bir yüksek politika üretme heyeti olarak da görüyor olamaz.
Eğer kuralların, MGK Başkanı olarak Cumhurbaşkanı’nı hiç bağlamadığı görüşüne katılmıyorsa...
Gizlilik dereceli bu toplantılarda konuşulanları, ana muhalefet lideri de olsa, Baykal’a anlatmayı aklından bile geçirmiş olamaz.
‘Madem Baykal Başbakan’a küs, o halde gönlünü ben alayım’ da demiş olamayacağına göre...
Ya da Baykal’ın, ulusal güvenlik konusundaki üstün hassasiyeti sebebiyle devlet katında taltif edilmeye hak kazandığı inancında değilse...
Gül’ün sözleri ne ödül, ne de rüşvet-i kelam olarak görülemez.
Sonra Cumhurbaşkanı bilir ki; devlet idaresinde gönül alma işleri de böyle yapılmaz.
Eğer ben haklıysam, geriye son bir soru kalıyor.
O zaman Cumhurbaşkanı, ne demek istedi?
***
Cumhurbaşkanı’nı şahsen tanırım.
Memleketin umumi menfaatlerini gözeterek bu fikre vardığından da şüphe etmem.
Baykal’ın Başbakan’la görüşmekten kaçınması üzerine, görevin kendisine düştüğü sonucuna varmış olabilir.
Keşke oradaki meslektaşlarımız, hazır bahsi açmışken, sorularının devamını getirselerdi de, bilseydik aklından geçenleri...
Boşuna yorulmasaydı çenemiz.