'Gâvur İzmir' takıntısı

Görmez Hoca, İzmir'e elini uzatıyor. Karşılığında tepki alıyor fakat. Üstüne geliyor, yükleniyorlar.

Yakışıksız bir iftiraya tepki gösterilmesini anlarım. Bunun için illa İzmirli olmak da İzmirli olmakla iftihar etmek de gerekmez. Fakat bu hassasiyeti abartıp kompleks haline getirmenin abesliğine ne demeli?

En son Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, böyle bir abesliğin kurbanı oldu. Oysa söyledikleri, tepki yerine takdiri hak ediyor.
Görmez Hoca, İzmirlileri okşayacak gayet iltifatkâr mesajlar veriyor. Sebepsiz hınçla dolu bazı gayretkeşlerse lafı tersinden anlıyorlar.
“İzmir’in farklı bir dindarlığı var” diyor Hoca ama orada da kalmıyor. Altını doldurmak için bir araba daha laf ediyor.

Çok ciddi bir özeleştiri getiriyor Diyanet’e. İdrak gecikmesi yaşadıklarını, dini hizmetleri götürmede köy Müslümanlığından şehir Müslümanlığı anlayışına geçemediklerini anlatıyor. Yani bir yerde, İzmir’deki toplumsal hayatın gerisinde kaldıklarını kabul ediyor. Devam ederek zamana en uygun irşad ve tebliğ dilini yakalayamamaktan yakınıyor. Eksikliği hep kendilerinde buluyor.

Hocaya, camiye ve cemaate mesafeli duranları kazanmaya, onlarla yeniden ilişki kurmaya çalıştığı ortada. Görmez Hoca, İzmir’e elini uzatıyor. Karşılığında tepki alıyor fakat. Üstüne geliyor, yükleniyorlar. Gereksiz alınganlık mı dersiniz, yersiz takıntı mı, önyargı duvarlarına çarpıp geri dönüyor sözleri. Olur olmaz depreşen bu gâvur İzmir kompleksinden kurtulamayacak mıyız biz?

Münevver din adamı ihtiyacından, Diyanet’in kentli topluma ulaşmadaki eksikliklerinden söz ediyor Hoca. Buradan, İzmir’i dinen aydınlatılmaya muhtaç gördüğü sonucunu çıkarıp “Sen şimdi bize dinsiz mi dedin” diyorlar.

Şehirde irfan geleneği ve tasavvufla beslenen rafine bir dindarlık yaşandığını izaha yelteniyor Hoca. “İrfanımızı eksik mi gördün ki size irfan lazım diyorsun, sen bize gâvur mu demek istedin, dilinin altındaki baklayı çıkar” diyorlar.

İmalı konuşmuyor ki Görmez Hoca. Açık açık, modern şehir hayatına hitap edecek bir tebliğ diline duyduğu ihtiyacı vurguluyor. Nedir Allah aşkına, bu işkilli arkadaşların karın ağrısı? “İzmir’in dini hayatı” ibaresinden bile huylanıyorlar. Yoksa İzmir bahane de maraza çıkarmaya yer mi arıyorlar?

İçerde şair dışarda şahin



Gündüz külahlı, gece silahlı takımından. Adı Bejan Matur. Kişilik bölünmesinden mustarip. Türkiye’de şair geçiniyor, Avrupa’da ise alabildiğine şahin.

Tutup Alman Der Spiegel dergisine bir makale gönderiyor. Çözüm sürecinin bir çıkmaz sokak olduğunu, çünkü bağımsızlık isteyen Kürtleri tatmin etmeyeceğini söylüyor.

Öcalan değil bu Kürt. BDP’den veya Kandil’deki Kürtlerden bahsetmediği de kesin. Onlar silahlara veda sürecinden tatmin olduğuna göre, tatminsizlik Bejan Matur ve şürekasının sorunu olmalı.

Daha düne kadar ince ruhlu, naif ve kırılgan bir barış şairi olarak kanat çırpıyordu iktidar mahfillerinde. Narin kalemiyle, yıldızlı çöl geceleri temalı dizeler döktüren pek titrek bir güvercindi. Dışarıda bir o kadar şahin demek.

Der Spiegel, Kürt şair olarak tanıyor kendisini. Ama Kürt meselesi çözülse şairliği hâlâ para eder mi? Yani yazı yazdırırlar mı yine, mühim bir şair diye fikrine başvururlar mı?

Önemini şiirinden değil sorunundan alıyor ki bunun farkında. Öcalan ve Karayılan’ı da sollayarak güvercin görünümlü bir şahin olmayı başardığı için, sürecin Bayan Deki’liği Bejan Matur’a gidiyor.