Haklı, insaflı ve matrak

Sanal sokakta hesaplaşma naralarının, kafa kafaya tokuşma seslerinin başını alıp gitmesinden endişeliyim.

"Haklı olan insaflı olur” diyor hazret. Yattığı cezaevinde de ne zaman kavga çıksa o haksızı tutuyor.

Haksız yere kavga eden insafsızdır çünkü. Ondan insaf beklenmez.

Kavgayı bitirmek isteyen haklıya oynar.

Said Nursi de öyle yapıyor. Kendi taktiğini aynen uyguluyor.

Ortamın huzuru kaçmasın diye gerekirse haksızlığı sineye çekmek, ancak haklı taraftan beklenebilecek bir davranış.

Gezi kavgasında, insafa gelmeyi direnişçilerden çok yöneticilerden bekledim ben de.

Gerçi iki tarafın da yanlışları ve doğruları vardı.

Kimse hatasız, kimse yüzde yüz haklı ya da haksız değildi.

Fakat sokaktaki memnuniyetsizlikleri, hoşnutsuzlukları, tepkileri yönetmek iktidarın sorumluluğudur.

İktidar çoğunluğu adına konuşanlar da bu şuurla hareket etmeliydi.

İş çirkinleşmeye başladığında, demokratik olgunluk gösterip susmak ve geri çekilmek onlara düşerdi.

Hem asabi bir çığırtkan hem de haklı ve insaflı olunmuyor.

Haklı dediğin, insaf sahibi ve kendinden emin olur.

Haksızın ise çoğu zaman asabı bozuktur, bu da insafsız ve çığırtkan yapar onu.

Ayrıca sosyal medyamızda çok şükür bir amigo ihtiyacı da gözükmüyor.

Çığırtkan mevcudu haddinden fazla, cazgır yığınla. Hıncahınç dolu içerisi.

Nefret sloganlarını ağızlarına çok kolay sakız edip çiğneyebiliyorlar.

Çatışma klişelerini öyle ıslık çalar gibi rahatça çığırabiliyorlar.

Aynı medya, külliyen meddah olmuştu bir ara. (Ayşe Hür’ün pazar yazısından bir kalıp.) Karşılıklı atışmalar bile latife tadındaydı.

Esprili takılmalar yerini zamanla asık yüzlü kabalıklara, alaya almalar giderek sertliklere ve hatta küfürleşmelere bıraktı.

‘Diren antrikot’taki hınzır zekâ, ‘Çapulcu musun vay vay’ şarkısındaki muziplik, ‘Mustafa Keser’in askerleriyiz’ sloganındaki matraklık, ‘Kahrolsun bağzı şeyler’deki isyanın sempatikliği kayboldu.

Gezi’deki eğlenceli muhalif dili selamlamıştım başlarda. Ama Necati Şaşmaz’ın kulakları çınlasın, nazara mı geldi ne!
Hiç de komik olmayan başka bir dile döndü baskın tavır.

Orantısız mizahtan orantısız bir nefret ve çatışma diline.

Küpünden taşan o alaycılık bastırıldı sanki. Saldırgan ve zorlama bir üsluba kaldı meydan.

Herkesi amigolaşmaya iten, farklı görüşleri sövüp sayarak, tehditler savurarak hizaya sokacağını zanneden bir kafa.

Twitter âlemini domine eden ahali, çoğunluk itibariyle muhalifti son krize dek.

İlk kez bu kırılmada AK Partililer de varlık göstermeye başladı.

Beni korkutan da bu.

Sanal sokakta hesaplaşma naralarının, kafa kafaya tokuşma seslerinin başını alıp gitmesinden endişeliyim.

Ortama, velveleci amigolar hâkim oldu.

Onlara uymamalı, öfke kızıştıran çığırtkanlara aynı dilde karşılık vermemeliydiler.

Ne yazık ki bu tarafta da nefret ve çatışma diline ayak uydurma tehlikesi baş gösterdi.

Düşman isteyene kendi nefsi yeterdi halbuki. Onu alt edemeyene başka düşman gerekmez.

Tuzak arayana kendi öfkesi yeterdi. Ona düşene de başka tuzak gerekmez.