Halil Sezai'yle dünyaya açılmak

Burhan Doğançay, 'Dış politikada gerçek güç sanattır' dedi. Etkin bir kültürel güçten kastı, herhalde Can Bonomo ile Halil Sezai sıkleti değildi.

Can Bonomo, Eurovision yarışmasında 'Love Me Back' şarkısı ile müziğimizi temsil ediyor. Anketlerde birinci görünüyormuş. Bu haftasonu, final heyecanı yaşatacak bize.

Ev sahibi Azerbaycan da Sabina Babayeva'nın 'When the Music Dies' parçasıyla katılıyor müsabakaya.

Ölümsüz bestelerin, büyük icracıların, eşsiz seslerin ülkesi Azerbaycan, 'Müzik Öldüğünde' nakaratlı bir şarkıyla dünya sahnesine çıkıyor. Sözleri bizimkinden daha manalı, müzikalitesi daha yüksek. Fakat ne ironi!

Halil Sezai, Kral TV Müzik Ödülleri'nde, yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı seçilmişti. En iyi albüm, en iyi şarkıcı kategorilerinde ise aday gösterildiğiyle kaldı.

'Seni Beklerken' albümünün klipleri, listebaşına oturmuş. Çok dinlenmek, çok izlenmek aynı zamanda çok beğenilmek ya da çok kaliteli olmak mıdır?

Popüler arabeske, alışılmışın dışında bir yorum getiriyor. Gırtlak nağmesi yok Halil Sezai'de. Şarkılarında derin bir kavrayış, benzersiz bir tını yok. Sıradan, depresif ve lakayt.

Boşvermiş bir tavırla söylüyor. Müzik diye bildiğimiz şeyle dalga geçiyor aslında. Grotesk bir acayipliği var. Altta notaların hakkını veren çalgılar, üstte yayvan bir mırıldanma. Tezat içinde, uyumsuz bir birliktelik.

Düpedüz anti-müzik, Halil Sezai'nin yaptığı.

Pop müziğe doymuş bir kitlede damar yakalıyor yine de. En azından uyandırılan intiba böyle.

Müziği bozan, deforme eden bir söyleyiş, karşılık bulabiliyor kitlelerde. Pop listelerini alt üst ediyor, sürpriz bir çıkışla hit oluveriyor.

Popüler müziğin döne döne kendini tekrar edişinden mi, aynı şeyleri dinletip durmanın verdiği bıkkınlıktan mıdır, müzikte yenilik arayışı ve talebi artık aşikar.

Halil Sezai'ye gösterilen ilgi, bu ihtiyacı karşıladığı için değil dışavurduğu içindir.

Kitlelerin anti-müziğe iltifatı, tepkisellikle izah edilebilir. Fakat, bu kaliteyle dışa açılmak mümkün mü?

İşin fenası, Can Bonomo'nun ardından Halil Sezai'yi Eurovision'a gönderirsek şaşırmayacak kimse.

Bu ülkenin kültür ve sanat birikiminin Can Bonomo'larla, Halil Sezai'lerle ölçülemeyeceğini nasıl anlatabiliriz dünyaya?

Müzik zevkimiz dalgalanıyor, anladık. Duygu durumumuz karışık, ruh halimiz çalkantılı. Ama kültür ve sanatta çıtamız bu mudur?

Eurovision'dan başka platformlara, müzikten başka sanat performanslarına da yönelmemiz gerekiyor.

Dünya çapında bir sanatçımızın İstanbul Modern'de sergisi açıldı. Amerika ve Avrupa'nın sayılı müzelerinden koleksiyonlara giren 120 eseri toplanmış.

Önceki akşam bir grup meslektaş, Burhan Doğançay'la birlikte gezdik sergisini. Yarım yüzyıllık tecrübesiyle, ''Ülkelerin dış politikada gerçek gücü sanattır'' dedi.

Etkin bir kültürel güçten kastı, herhalde Can Bonomo ile Halil Sezai sıkleti değildi.

Kendimizi, gelip geçici müzik bunalımlarımızla mı tanıtacağız dünyaya, yoksa yetkin sanatçılarımızın ürettiği kalıcı değerlerle mi? Mesele bu.

'Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi', sanatçının 50 yıllık birikiminden süzülmüş yüzakı bir çalışma.

Murat Ülker'in himayesi, İstanbul Modern'in gayretleri olmasa burada bir müzede sergilenme imkanına dahi kavuşamayacak.

Kabul görmüş sanatçılarımız, uluslararası camiada muteber edebiyatçılarımız var. Lakin, nüfuzlarından bihakkın yararlanamıyoruz dış politikada.

Ressamlarımızın sergilerini, dünyanın önde gelen müzelerinde dolaştırmayı beceremiyoruz mesela.

Kişisel başarıları istisna sayarsak kültür ve sanatta dünyaya açılma vizyonumuz, Eurovision'la mı sınırlı kalacak?