Halka sorulmayacak şeyler

İsviçre'de işlenen bir şerden, Türkiye için hayırlı bir sonuç devşirebilir miyiz? Böyle bir düşünce egzersizine ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

İsviçre’de işlenen bir şerden, Türkiye için hayırlı bir sonuç devşirebilir miyiz?
Böyle bir düşünce egzersizine ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.
Çünkü başkasında görünce yadırgadığımız hataların aynısını pekâlâ işlediğimiz halde, nedense kendimize konduramıyoruz. 
‘Müslümanların minaresi olmasın, ezanlar okunmasın, yalnızca çanlar özgürce çalsın, her yer kiliseyle dolsun, herkes Hıristiyan olsun’ diyenin hükmüyle başlayalım o halde.
Görüyorum ki, Avrupa’da da, bizde de konuşanların hemen hepsinin, üzerinde ittifak sağladığı hüküm şu;
‘Minareye hayır’ diyen İsviçreliler,  kendine Hıristiyan, kendine demokrattır.
Tümden gelim ve kıyas mantığıyla, bu yargı cümlesini kendimize uyarlayalım şimdi.
Bakalım, biz ne kadar ‘kendine Müslüman’ demokratız.
***
Üniversitelerde başörtüsü yasağına son veren düzenleme gündeme geldiğinde, tartışmıştık bu konuyu.
Kamuoyu yoklamalarında halkın kahir ekseriyeti, ısrarla yasağa karşı duruyordu.
Ama halka rağmen devam ediyordu yasak.
‘Halka soralım, referanduma götürelim’ diyenler çıkmıştı da...Tercihi halka bırakmanın teklif edilmesi bile  kıyamet koparılmasına yetmişti.
Ben, o tarihte de referandum fikrine karşıydım ve itirazları haklı buluyordum.
Evet, halka sorulmayacak şeyler vardı.
Ve fakat kalkış noktamız, itirazcıların büyük bir bölümüyle tamamen farklıydı.
Ben, ‘halka rağmen demokrasi’ye inandığım için, referandum önerisine karşıydım.
Onlarsa, ‘halka rağmen yasak’lardan yana oldukları için itiraz ediyorlardı.
Sonuçta aynı gibi görünse de, esasta bambaşka şeylerdi söylediklerimiz.
Bakıyorum da, İsviçre’deki minare referandumu, şimdi hepimizi aynı yerde buluşturuyor.
Demek ki, neymiş?...
Demokrasinin, hak ve hürriyetlerin kısıtlanması, halka sorulmayacak şeylerdenmiş.
Halk öyle istese de, kimsenin demokratik hak ve özgürlüğü elinden alınmamalıymış.
Halkın serbestlikten yana olduğu hallerde yasakçılık, hepten saçmaymış.
Başkası yaptığında bu haklı hükmü kolayca verebiliyoruz...
İsviçre’de olunca ‘demokrasi ayıbı’ sayılan, Türkiye’de nedir peki?
Bileğimizin hakkıyla sınıf atladığımız gün, bizde de bunun yakışıksız bir kusur olduğunu fark ettiğimiz gündür.
***
İşte böyle, halk oylamasının sonuçları İsviçre’nin utancı olsa da, bizim için bir çok açıdan ilham verici.
İlk dikkatimi çeken şey, oy oranları oldu.
Sandığa gidenlerin yüzde 57.5’i, minareye ret oyu vermiş.
Bizde kilise çanları için böyle bir halk oylaması yapılsa, nasıl bir oran çıkardı?
İkincisi de, başlarda anlattığım başörtüsü tartışmaları...
Kime, hangi fikir, inanç, ya da yaşam biçimine ne kadar özgürlük tanınanacağı, umumun reyine
sunulur mu?
Hiristiyan çoğunluk istedi diye, halkın müslümanlardan oluşan bir kısmının eşit haklardan mahrum bırakıldığı düzene, demokrasi diyemiyorsak şayet...
Bunun tersi sözkonusu olduğunda, o düzene demokrasi denebilir mi?
Elimizde birini kendimize, diğerini ‘öteki’lere uyguladığımız iki ayrı ölçü birimi taşırsak, düşeceğimiz yer çifte standart olur.
***
Netice-i kelam şudur;
Ne başörtülü istediği için başı açıklar örtünmeye zorlanabilir, ne de başı açıkların hatırı için
başörtüsü yasaklanabilir.
Başkasının başıyla uğraşacağına, sen kendi başınla meşgul ol yani...
Müslümanın minaresini yıktırmaya çalışacağına, kendi çanına bak sen...
Benim hakkıma hukukuma girmediğin sürece, senin özgürlüğünden bana ne ki; niye fikrim sorulsun, niye meselem olsun?
Herkesin hakkı kendine...