Hangi kadın?

'Tanrı bir de bakmış ki, bütün harcı tükenmiş; kadını nasıl yaratsın...' Hint efsanelerinin kadınıdır bu.

‘Tanrı  bir de bakmış ki, bütün harcı tükenmiş; kadını nasıl yaratsın...’
Hint efsanelerinin kadınıdır bu.
‘Leylası olmayan bu edebiyat’ta kadının hilkat hikâyesini, asıl Cemil Meriç’ten dinlemelisiniz.
Hadi itiraf edin!...
Siz de bazı kadınlara baktığınızda, kendinizi Hintli gibi hissetmez misiniz?
Hele bazı okumuş-yazmış kadınlar, bu duyguyu vermez mi, size de?
Anlamak için hemen Üstad’ın ‘Bir Dünyanın Eşiğinde’sini temin edin.
Ve nefis  bir dille hikâye ettiği o kısmı açıp, okuyun:
“Ayın yuvarlaklığını, sarmaşığın kıvrılışını, asma filizlerinin yapışkanlığını, çimenlerin titreyişini, sazların bükülüşünü, yaprakların hafifliğini, gün ışığının neşesini... rüzgârın kaprisini... tavşanın ürkekliğini, tavusun kibrini... kaplanın zalimliğini, ateşin yakıcılığını... ala karganın gevezeliğini, turnanın riyakarlığını bir araya getirerek...
Kadını yaratmış (tanrı) ve erkeğe sunmuş.”
Buna bir iki ilave de siz yapabilirsiniz.
Mesela ben olsam, o harcın hikâyesine akrebin zehrini, yılanın sinsiliğini falan da katardım.
Aynı bahiste, Manu kanunu der ki;
“Erkek bu, ayağı sürçebilir, başkalarına kaptırabilir gönlünü.
Kadın anlayışlı olmalı. Erkeğinin hiç bir meziyeti olmasa bile, tanrılar gibi saymalı onu...”
Alın işte, bu da Hint’in ulvi kadın tasavvuru...
Geyşa ruhlu bir kadındır, o... Her daim sadık...
***
Kadından muzdarip erkek milletinin yakınmaları...
Ezelden beri hikâye, aynı hikâye...
Tevazuya hiç gerek yok.
Bu konuda, bizim de hayli kabarık bir edebiyat birikimimiz var.
Şarkılarımızdan, türkülerimizden bile devasa bir çile külliyatı çıkar.
Feryat figan çalan sazlar, bizimle birlikte efkarlanıp ağlaşır:
“Neler ettin, neler ettin
Sevdin amma neler ettin
İyi kötü kıymetimi
Bildin amma neler ettin.
...En sonunda imana
Geldin amma neler ettin.”
***
Haksızlık olmasın, kimsecikler de alınmasın...
Kadın var, kadın var...
Hangisinden bahis açalım, onu söyleyin bana.
Kadın var; erkeğin cehenneme açılan kapısı...
Kadın var; erkeğin ebedi cenneti... Ardından, Taç Mahal gibi dünya harikası anıtlar dikilir.
Kadın; erkeğin hem saadeti, hem felaketi...
Kadın; hem hayatı, hem kıyameti erkeğin.
Şirret olanı var; şerrinden emin olmak için yolunuzu değiştirir,  bin salavatla geçersiniz yanından.
Isırdı mı, sıtma eder; akrepten de beter ölümcül bir dişi...
Şirin olanı var; bakınca, neden onlara cins-i latif dendiğini anlarsınız.
Adı, şifalı bir dua gibidir.
Mavi nazar boncuğu takarsınız,  kem gözlerden sakınsın diye...Okuyup üfler, öyle yola koyarsınız.
Letafet, zarafet, nezaket... Her ne fazilet ararsanız; takıp takıştırıp öyle çıkar karşınıza.
Erkeğin hayalindeki bir masal kadınıdır, o.
“Yok bu cihan içre, vasf eylediğin dilber, ey Nedim!
Bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana.”
***
Erkeğin bitmeyen imtihanı:
Hangi kadın?
Atilla İlhan’ın fikrince, hayırsızın biriyle olan 3. şahsın şiirindeki mi?
“Kirpiklerini eğerdin, bakardın...
Felaketim olurdu, ağlardım” dedirten cinsten mi?
Yoksa...
‘’Tadı yok, sensiz geçen ne baharın ne yazın;
Kalmadı tesellisi, ne şarkının ne sazın’’... dedirteninden mi?
Bir de Hint efsanelerindeki o kadın var.
‘Sıra kadına geldiğinde, tanrılar bir de bakmış ki hiç malzeme yok...’
Yeryüzünde fitne fücur çıkaran bir cinsten mi, bahis açsak?
İki mahalleyi birbirine düşürüp, ‘vur patlasın, çal oynasın’ eğlenmeye giden gamsız kedersiz olanından...
***
Hasılı kadın,  vezir de eder adamı, rezil de...
Hangi kadın?
Bence, Hint efsanelerinden çıkıp gelenine rastlarsanız, ona şöyle deyin;
“Ey kadın! Cehennem azabı lazım değil bana...
Dur, hemen gitme!...
Geldin amma neler ettin.
Hayırsız bir oğlanı sevdin...
Felaketim olup ağlattın.
Yine de sensiz tadı yok, ne baharın ne yazın.”
Burdan sonrası da, iflah olmaz erkeğin hilkat hikâyesidir...