Hayalet yazarın resimleri (2)

İçimden bir ses, ihalenin son turda 'hergele yazar'a kalacağını söylüyor. Ama karar kılamadım hâlâ.

İçimden bir ses, ihalenin son turda ‘hergele yazar’a kalacağını söylüyor.
Ama karar kılamadım hâlâ.
Yazmak için hangi konuyu seçsem?
Dün kaldığımız yerden devam:
* Ağrı Diyadin’de genç bir kadının burun ve kulağını kestiler.
Töreye göre cezalandırılmış.
Fovistler, resmin ‘vahşileri’.
Sanat çevreleri, tuvale yaptıkları yüzünden onlara bu adı takmış.
Ama hiçbir fovist, resme böyle bir vahşeti reva görmedi.
İnsanın, insana yaptıklarına bakınca...
Fovistlerin resmi bir vahşetse, buna ne demeli?
***
* DP’nin başına Hüsamettin Cindoruk, DSP’ninkine de Masum Türker gelmiş.
Ne diyelim, hayırlı olsun!
Dali’nin ‘gerçeküstü’ şakalarından biri daha olsa gerek.
Muzipçe gülümsediğini görür gibiyim.
Sanki ‘Belleğin Azmi’ tablosu, 2009 Türkiye’sine uyarlanmış.
Üstad, ‘Eriyen Saatler’ yerine bu kez daha tuhaf, daha uçuk imgelerle yeniden yapmış, o resmi.
Zamana, nafile bir meydan okuyuş daha.
Cindoruk ile Türker, herhalde  böyle bir çılgın dehanın eseri...
***
* Onu geçiyorum ve fakat, Hürriyet pazarı geçemiyorum bir türlü.
Öğreniyorum ki, iki türlü hayalet yazar var.
Biri, Server Bedii gibi ‘mecburi hayalet’.
Peyami Safa’nın aslı kadar şöhretli müstear kalemi.
Takma isim, kötü niyetten değil, derd-i maişetten.
Müstear, itibarını korumak için yüzünü sakladığı bir maske.
Ucuz Cingöz Recai maceraları yazıp para kazanmış.
Bir de ‘hergele hayalet’ var.
Ertuğrul Özkök, geçenlerde takdim etti kendilerini.
Ahmet Arsan mahlasıyla ‘eski mahalle’sini yazıyor.
Casusluğa çıkan bir hayalet gibi...
O mahallede, arkadaşlarının arasında ‘görünmez adam’ olup dolaşıyor.
Yazarken Ahmet Arsan, yaşarken kimliği meçhul.
Anlayacağınız, bu ‘hergele hayalet’, tüfeğin icadı gibi.
Onunla bozuldu, mertlik.
Da Vinci’nin Mona Lisa tablosuna benzetiyorum.
İster yandan, ister ön cepheden bakın; değişmez.
Mona Lisa’nın mahçup yüzünde hem kadın, hem erkek tebessümü görürsünüz.
***
* Takılma diyorum ama olmuyor.
Hürriyet Pazar’da iki defa Ertuğrul Özkök, çıkıyor karşıma.
Birinde, müzik gurusu yönüyle...
Diğerinde, kadın ruhu mütehassısı olarak...
‘Fehmi Koru etkisi’ mi, acaba?
Matisse’le Picasso’nun çekişmelerini hatırlıyorum.
O tatlı rekabetten çıkan sanat şaheserlerini...
Resmin sıra dışı efendileri, o kadar uç noktalara götürdüler ki işi...
Picasso’nun kübistleri cam, kum, kibrit ve gazete soktular, tuvale...
Resme, çer çöp ne varsa dahil ettiler.
Nesneleri, harflerle bile kodladılar.
Matisse’in fovistleri, onlardan geri kalır mı hiç!
Sınır tanımaz fovistler, şaşırtmak için ne lazımsa yaptı.
Fütursuzca, renk cümbüşüne çevirdiler ortalığı.
Ertuğrul Özkök ile Fehmi Koru’nun durumu, Picasso ile Matisse gibi midir?
Koru, fasıllara mührünü çoktan vurdu.
Özkök de serbest dalda iddialı görünüyor.
Picasso ile Matisse kadar velud, yani üretken olacaklar mı, merak ediyorum.
Hürriyet Pazar, diyor ki:
I-podunda hem ‘Mal di Luna’ aryası, hem de ‘Kara Kışlar’ parçası olan tek yayın yönetmeniymiş, Özkök.
Aryalar kadar poptan, cazdan, arabesk şarkıdan, halk türküsünden de anlıyor.
Pek çok şöhreti ilk o keşfetmiş.
‘Hergele yazar’ gibi Tarkan’ı da, Serdar Ortaç’ı da onun takdiminden tanıdık.
Koru ise kendi çapında fasıl sazlarında, sanat müziğinde iddialı.
Hafife almayın, türküden de anlar ama...
Bence biz, Özkök ile Koru’nun müzik düellosundan keyif almaya bakalım.
Çünkü, yardan da serden de geçilmez.
Hem fasıldan cayılmaz, hem de ‘Arta Kalan Zaman’ albümündeki aryalar enfes.
***
Kendinizi benim yerime koyun.
Sizce yazı konusu olarak hangisini seçmeliydim?
Kararımı verdim!...
Artık böyle zorlandığım zamanlar, ‘süper bilgisayar Cosmos’a sormayı düşünüyorum.
‘En-iyileme’ tekniğiyle gündem havuzundan konu seçsin bana.