'Haydi cepheye' aydınlanması

Günümüz münevverinin aklına ise daha ilk virajda kalemi bıraktırıp kılıç kuşandırmak geliyor. Türk aydınlanmasında büyük sıçrama bu olsa gerek.

Yoksa siz de Esad’ın kolunu, kanadını kıracak bir müdahaleyi destekleyenlerden misiniz?
Öyleyse hayırlı olsun.
Tez zamanda çoluk çocuğunuzla helalleşmeli, hanehalkıyla vedalaşmalısınız. Zira görev sizi bekliyor.
Madem müdahaleye açıkça taraftar oldunuz, muharip asker olmayı da peşinen kabullendiniz demektir. Haki kamuflajları sırtınıza giyecek, piyade palaskasını belinize takacak ve en kısa zamanda Suriye hududundaki öncü taarruz birliklerine katılacaksınız. Seferberlik görev emriniz çıktı, yoldadır, üç vakte elinize ulaşır.
Hayır, yani baştan düşünecektiniz. Bilecektiniz ki sizin gibi ateşli kalem erbabını silah altına alma meraklıları da çıkacaktır.
Siz değil misiniz insaniyet namına kanı kaynayan, siz değil misiniz zulüm karşısında gayrete gelen!
“Kaçtır pençe gösteriyor mahallenin kolpacıları, kolay lokma mıyız öyle? Kırmızı çizgilerimize sahip çıkmak için değilse daha ne güne bekletiyoruz şanlı ordumuzu? Hem çekilmiş midir ki tırnaklarımızı çıkaramıyoruz?” diyen siz değil misiniz!
Asker bavulunuzu derhal hazırlayın, önden gidiyorsunuz.
Sizi de milis alayınızı kurup en başta gönüllü yazılmaya buyur edecek barışsever arkadaşlar bulunur elbet.
Esad kuvvetlerine, söz yerine kurşun sıkacaksınız bundan böyle.
Akıllanmanız için bu yetmezse, kalem tutan narin elleriniz göğüs göğüse süngü harbine girecek.
O da mı kâfi gelmedi? Mürekkep damlaları yerine kanınızı, gerekirse canınızı feda edeceksiniz.
Cumhuriyet aydınlanmacılarından geliyor emir, ona göre.
Osmanlı aydını, bundan 100 küsur yıl önce, hem de koca imparatorluğun hayat memat kavgasında tersini teklif ediyordu.
‘Vatan Yahut Silistre’nin müellifi Namık Kemal, başı çekenlerden. Kalem kahramanlarını, kan yerine birkaç damla mürekkeple vatan müdafaasına katılmaya çağırıyordu:
“Vatan bugün edebiyattan gördüğü faideyi askerlikten başka hiçbir şeyden görmedi. Sizden kan istemiyorum. Birkaç damla mürekkep istiyorum.”
Vatan şairi Namık Kemal, vatanı tehlikede gördüğü bir anda, Recaizade Ekrem ile Abdülhak Hamit gibi dava arkadaşlarına silaha sarılmayı tavsiye etmiyor, cephe yolunu göstermiyor, askere göndermiyor... Kaleme daha sıkı sarılmaya teşvik ediyor, vatan için şehit düşenlerle vatan uğruna şiir yazanları bir tutuyor.
Emine Tuğcu’nun, ‘Osmanlı’nın Son Döneminde Şiir Eleştirisi’ adlı kitabında fazlası mevcut.
Vatan söz konusu olduğunda bile kalemi bir kenara fırlatıp attırmayı akletmiyor çöküş dönemi Osmanlı aydını.
Günümüz münevverinin aklına ise daha ilk virajda kalemi bıraktırıp kılıç kuşandırmak geliyor.
Türk aydınlanmasında büyük sıçrama bu olsa gerek. Ama ileriye doğru değil. Geriye desek, bu sefer de tarihe karşı ayıp, eskilere haksızlık.
Biz bu despotik aydın bilincini hangi çağa koyalım şimdi?