Hayli 'artistik' bir açıklama

Düz bürokratlar makamdan feragate hazır olmalıyken 'artist bürokratlar'ın kalmak için bin dereden su getirmeleri tuhaf kaçmıyor mu?

Kültür ve Turizm Bakanı değişti ya, Devlet Tiyatroları’nda endişeli bir bekleyiş var. ‘Ne olacak halimiz’ diye tedirginlik içindeler.
Acaba maaşlar hâlâ sağlamda mı yoksa koltuklar sallantıda mı?

Şöyle de söyleyebiliriz: Ertuğrul Günay zamanında uyutulan özelleştirme projesinin Ömer Çelik zamanında yürürlüğe konmasından korkuyorlar.

Yeni Bakan Ömer Çelik’in, ilk iş olarak üst düzey bürokratların istifasını istediği yazılmıştı. Koca bakanlıkta buna karşı gelen tek kişi, haberlere göre Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’di.

Başka herkes nezaket gösterip istifasını vermiş ama Lemi Bilgin zinhar vermemişti.

Yeni bakanın böyle bir jest beklemesi de bürokratların bu jesti kendiliğinden göstermesi de teamüle uygun.

Ne var ki Lemi Bilgin’in içi rahat etmemiş. Yoksa ne olur ne olmaz diye, üstelik panik eseri olduğu her halinden belli bir açıklama yaptırmazdı dün.

Açıklama, Devlet Tiyatroları Opera ve Bale Çalışanları Vakfı’ndan çıktı. Lemi Bilgin’in, istifasını yeni bakana neden sunmadığını uzun uzun izaha girişmişler.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, siyasiler tarafından tıpkı diğer devlet dairelerinde olduğu gibi bürokratik bir idari makam zannedilirmiş. Oysa ‘artistik bir makam’mış orası. Aynı kişinin o makamda uzun yıllar görev yapması gerekirmiş. Bu şartlarda Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, diğer bürokratlarla bir tutulamazmış. Onlar gibi makam koltuğunu boşaltacağını ve yeni gelecek bakanlara rahat çalışma ortamı yaratacağını düşünmek hatalı bir tutum olurmuş.

Hiç süslemeden, metinde geçtiği şekliyle aktarıyorum.

TOBAV, yeni bakana bir de tavsiyede bulunuyor. Devlet Tiyatroları alışılmadık bir yer olduğu için kurumu iyi tanıyan deneyimli bir genel müdürle çalışması şüphesiz daha yararlı olacakmış. “Devlet Tiyatroları ile ilgili özel yasa hazırlanmasının oldukça güç bir konu olduğunu duyurmak isteriz” diye de son noktayı koymuşlar.

Reformdan, hatta topyekûn bir kültür inkılabından yana olduğumu bilirsiniz. Tartışmadaki pozisyonum netti.

Özetle, sanatçı devletin maaşlı memuru olmamalıydı bana göre. Hem Türkiye, 1930’ların Türkiye’si değildi artık. Sanatımıza mı, sanatçımıza mı, orta sınıfımızın sanat sevgisine mi güvenmiyorduk?

Tiyatrolarımızı yaşatacak bir talep pazarı oluşmuş, sanat kurumlarımızı devlet çatısından çıkarıp serbest piyasaya emanet edecek şartlar olgunlaşmıştı.

Aksi takdirde tiyatrolarımız ne zaman büyüyecek, devlet mamasına bağımlılıktan ne vakit kesilecek, rekabet ortamına katılmadan rüştünü nasıl ispat edecekti vesaire.

Kaldı ki Başbakan’ın talimatıyla hazırlanan taslaklarda şu öngörülüyordu: Kapılarına kilit vurulmayacak, özelleştirilecek ve fakat devletten teşvik ile destek görmeye devam edeceklerdi.

Bu modelin, sanatı özgürleştireceği gibi verimliliği de arttıracağı ortadaydı. Özel tiyatroların kullandığı bütçeye nazaran sahnelediği temsil sayısı, Devlet Tiyatroları’yla mukayese dahi kabul etmezdi. O kadar hantallaşmış ve şişkin.

Eski Bakan Ertuğrul Günay, yine de reformun gerekliliğine ikna olmadı. Radikal değişime ayak diredi ama çağın gerisinde kalan yapıyı ıslah için hiçbir çare de önermedi.

Genel olarak başarılı bulduğum halde, Ertuğrul Günay’ın sanat kurumlarında statükodan yana tavır alması şaşırtıcı gelmişti bana.
Ancak yeni bakandan umutluyum. Tavsiye, telkin, uyarı yollu böyle aba altından sopa göstermelerle sindirilecek biri değil. Ömer Çelik, değişim ihtiyacının üstüne gitmekten çekinmeyecektir.

İşin orasına takılmadım bu sefer.

Aklım, TOBAV’ın pürtelaş açıklamasında kaldı.

Düz bürokratlar yeni gelen bakanın elini rahatlatmak için mevki, makamdan feragate her an hazır olmalıyken ‘artist bürokratlar’ın kalmak için bin dereden su getirmeleri tuhaf kaçmıyor mu? Koltuğa neden yapışıp kaldıklarını sanatsal kaygılara bağlamaları, daha da acıklı gelmiyor mu size? Sanatçının özgür ruhunda basit bir koltuk endişesinin kopardığı bu fırtınalar, bir makam hassasiyetinin yol açtığı bu dalgalanmalar rahatsız edici değil mi? Sanatçı refleksi, risk sevmeyen garantici memurlardan daha memurane olur mu?