Herkes anasını görsün!

Başbakan Erdoğan, Hülya Avşar Şov'da anlatmıştı. Temel ile Dursun üzerinden...

Başbakan Erdoğan, Hülya Avşar Şov’da anlatmıştı.
Temel ile Dursun üzerinden...
Çeşitli versiyonları var, anlayacağınız.
Farklı yörelerimize uyarlanmaya müsait.
Duymuşsunuzdur siz de, muhakkak...
Fıkra bu ya!...
İdama mahkûm edilmiş, Temel ile Dursun...
İkisine de sorulmuş, son arzuları.
Dursun, ‘’Anamı görmek istiyorum’’ demiş.
Temel’e gelince...
Son arzusu şu olmuş.
Demiş ki:
‘’Tursun, anasıni görmesun.’’
***
Bu kıssadan çıkarılacak hisse nedir, sizce?
Diyeceğim o ki:
Heybeliada Ruhban Okulu açılsın mı, açılmasın mı, tartışıyoruz ya!...
Bırakalım Obama’yı bir yana.
Kim ne demiş, ne istemişi...
Başkalarına da hürriyet istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
Ona bakalım, asıl.
Şu kısacık hayatta, kendi sevdiklerimizle mi geçirmek istiyoruz, zamanı?
Yoksa, bütün derdimiz şu mudur:
Biz de ayrı düşelim anamızdan...
Yeter ki başkaları da, gözü açık gitsin bu dünyadan.
Mutluluk şöyle dursun...
Mutsuzlukta bir olalım, öyle mi?
Ne eşitlik tasavvuru, ama!
Nasıl bir mutluluk tarifi!
Sen, ben kavgası bu raddeye geldi, dayandı demek ki...
Kıskançlığın ateşi her yanı sardı, desenize...
Son arzumuz, bu mu olacak yani, bizim?
Aman, Rum Ortodoks azınlığa mensup vatandaşlarımız, hürriyetlerini görmesin!...

Ergenekon’un Türkan Saylan mantığı
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yapılan operasyon...
İhtiyatı elden bırakmamak adına, bekledim.
Alınanlar, serbest bırakıldıklarına göre, konuşabilirim, şimdi.
Çoğu zaman yöneticileriyle hemfikir olmasam da...
Gözaltına alınmalarını, anlayamadım!
Tekrar tekrar baktım.
Bulamadım, bir izah.
Alın size, Türkan Saylan örneği!...
Ne şeriat, ne darbe! demişti.
O da mı, darbe soruşturmasına  dahil?
Kafalar, nasıl karışmasın ki?
Sonunda çareyi, klasik mantıkta buldum.
Ta Aristo, koşup yetişti, imdadıma.
***
Ergenekon, muhalefeti yıldırma davası mıdır?
Gelin cevabı, Aristo mantığında arayalım.
Bir de böyle deneyelim, anlatmayı.
En basit mantık önermeleriyle, Ergenekoncu, darbeci ve muhalif  kimliklere bakalım.
İşte, tanımı gereği kesişen ve ayrışan küme elemanları:
A-Kesişen kümeler: 
* Her Ergenekoncu, bir darbecidir.
* Her darbeci de, bir muhaliftir.
* Öyleyse her Ergenekoncu, bir muhaliftir.
B-Ayrışan Kümeler:
* Her muhalif, bir darbeci değildir.
* Her darbeci de; bir Ergenekoncu değildir.
* Öyleyse her muhalif, bir Ergenekoncu değildir.
Sonuç: Muhalif=Darbeci=Ergenekoncu yargısı yanlıştır.
Şudur doğrusu: Muhalif>Darbeci>Ergenekoncu.
Yani,
Muhalif elemanlar kümesi büyüktür,darbeci elemanlar kümesinden.
O da büyüktür, Ergenekoncu elemanlar kümesinden.
Her ne kadar Muhalif küme, Darbeci’nin
bütün elemanlarını...
Darbeci küme de, Ergenekoncu elemanların tamamını içeriyor olsa da...
Bunun tersi, doğru değildir.
Muhalif küme, Darbeci ve Ergenekoncu’ya girmeyen elemanlara da sahiptir.
Çünkü, muhaliflerin yalnızca bir bölümü, darbecidir.
Onların da sadece bir kısmı, Ergenekoncu’dur.
Bilmem, Aristo, bize faydalı olabildi mi?

Dağdaki gazeteci, vicdanların ölümüdür!
Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter enkazından bir de vicdan cinayeti çıktı.
Bir gizli kurbanı daha varmış, o talihsiz kazanın.
Meğer, kamu vicdanı da bırakılmış, o enkazın altında.
Dün ortaya çıktı ki, CHA kameramanı Lütfi Aykurt, kaza mahallinde kaderine terk edilmiş.
Sırf çalıştığı kurum, askere akredite değil, diye...
Jandarma helikopterine alınmamış.
O kameraman arkadaşımız, 2 bin 500 metrede, dondurucu soğukta, o dağın başında bırakılmış.
Ölüme terk edilmiş, yani.
4 buçuk saat yürüyerek kurtarmış, canını.
Hiç uzatmayalım...
Yetkililerin bir vicdan borcu var, bize.
Bir açıklama, bir inkâr.
Reddetsinler, ‘asılsız iddiadır’ desinler...
Ona da razıyız.
Ama bu sessizlik, ölümden beter!