'Herkes yerini bilecek' mi?

Keyif alanlar, bu son gösterimi pürdikkat izlesin, yakında vizyondan kalkıyor çünkü.

Keyif alanlar,
bu son gösterimi pürdikkat izlesin,
yakında vizyondan kalkıyor çünkü.
Bir gün özlemle maziyi anacaklarsa, unutulmaz sahnelerine tekrar tekrar baksınlar...
Bir pazar günü...
Kalabalık bir grup tarafından Mersin’de polis karakoluna havai fişek atılır...Polis, havaya ateş açar...
Aynı gün İstanbul Okmeydanı’nda molotof kokteylli korsan göstericiler, ortalığı yangın yerine çevirir...
Urfa Viranşehir’de benzer görüntüler yaşanır; polis, taş ve molotof saldırısına uğrar...
Sokak olaylarının sebebi, PKK’nın kuruluş yıldönümüdür...
Siz, bu filmi sevdiniz mi?
Böyle bir şiddet sinemasının setinde geçirmek ister misiniz ömrünüzü?
‘Hayır’ diyorsanız, bir teklifim var;
Sadist hazlar arayan seyircileri tatmin etmenin başka yollarını bulsak...
Arşivden alıp bu görüntüleri, her gün izletsek onlara ama, biz yaşamak zorunda kalmasak artık...
***
Bu görüntüler, beni rahatsız etti.
Türkiye şiddet illetinden kurtulamayacak, barış süreci sabote edilecek diye, tasalandım.
Her şeyden çok da, o eyleme katılanların geleceği, toplumsal barışımızın bekası adına endişelendim.
Acaba, gördükleri manzaradan hoşnut kalanlar olmuş mudur?
Onları zihnimde canlandırmaya çalıştım, şöyle bir profil çıktı karşıma:
‘Kürt çocuklarının ellerine, her daim taş ve molotof yakışır’ diyenler...
‘Dağdakilere, ilanihaye orada durmak yaraşır’ diyenler...
‘DTP’lilere, Kandil’in güdümünden çıkmak ne gerek’ diyenler...
‘AK Parti’lilere göbeklerini kaşımak, başörtülülere yerleri paspaslamak,  yoksula yoksul kalmak, taşralıya mangal yakmak yazılmış kaderde’ diyenler...
‘Herkes kaderine razı olacak, ne çıktıysa kısmetine onu yaşayacak, yazgısını bilecek ve ödevine gönüllü olacak’ diyenler...
‘İşçisin, işçi kal!’ der gibi, ‘Neysen, o kal!’ diyenler...
Kurulu düzen, mevcut statüko
ebed müddet payidar olsun isteyenlerdir onlar.
Kimse yerinden kımıldamasın, hiçbir şey değişmesin isteyenlerdir onlar.
Baba babalığını, evlat evlatlığını bilecek; tebaa tebalığını, efendi efendiliğini...
İnsanoğlunun birinci ödevi, haline itaat etmektir.
Öyle ya, eşitlik hayatın doğasına aykırı, hem tanrının muradı böyle imiş ki, bulunduğumuz hal üzere yaratmış bizi...
Boyun eğmek, doğamızın yasasına uymaktır; karşı gelmek, doğanın düzenini bozmak...
***
Özünde ‘düzene boyun eğme’ çağrısı içeren bu bakış, hiç yabancı gelmedi bana.
Milat’tan önce 5. yüzyıldan bu yana bilinen bir öğretidir bu.
Çin’li Konfüçyüs’ün öğütlerine, kutsal Tao öğretisine bakın, orada görürsünüz statükonun nasıl yüceltildiğini.
En iyi hal, içinde bulunduğumuz haldir.
Üstteyseniz elhak doğru, sizin için en iyi hal budur.
Peki ya alttaysanız, ya razı değilseniz, ya şikayetiniz varsa size biçilen kaderden?...
Öğreti der ki; o zaman mutsuz olursunuz, siz en iyisi gene şükredin halinize.
Ve ödevlerinizi ihmal etmeyin.
Zira hayat, ödevlerden ibarettir; ki o da itaatle başlar.
Kral kral gibi olacak, devlet devlet gibi, tebaa da tebaa gibi...
Baba babalığını müdrik olacak, evlat evlatlığını...
Evladın görevi, 50 yaşına da gelmiş olsa, gözüne sevimli görünmek için okul önlüğünü giyip babasını mutlu etmektir.
***
Dağdakiler, er ya da geç oradan inecek.
Bu illetle yaşamak bir seçenek olmadığına göre, bir gün mutlaka bitecek.
O halde bize düşen, yine de ‘mevcut durum’un devamından yana olanların gönlünü hoş tutmak için tiyatro mu yapmaktır?
Dağlarımızda eli silahlı PKK’lıların hala dolaşmakta olduğunu, bölücülük tehdidinin sona ermediğini, sokaklarımızda molotof kokteylleri atılmaya devam ettiğini, lastik yakıldığını, karakollarımızın basıldığını anlatan temsili gösteriler mi düzenleyelim?
Bu noktada, hepimizin mesut olacağı önerime geri dönüyorum;
‘Mevcut düzen’cileri tatmin etmek için, görevi aslında hiçbir şeyin değişmediğini göstermek olan bir TV kanalı kurar, sürekli eski hayat görüntülerini verdiririz ekrana.
Böylece, herkes muradına ermiş olur...
Kötü fikir mi yoksa, ne dersiniz?