Hiper Arato'nun haşarılıkları

Çoğunluk iradesine karşı seçkin bir azınlığın tahakkümünü savunmak değil miydi bu faşizm?

12 Eylül referandumundan 6 ay önceydi. Andrew Arato adında bir adam peydah olmuştu. Anayasa değişikliğine de referanduma da kökten karşıydı.

Tanımadığımız bu adam, görüşleriyle pek popülerdi o ara. Hayır’cılar tarafından el üstünde tutuluyordu.

Aradan 2 yıl geçti. Yeni anayasa takvimini konuşuyoruz. Andrew Arato yeniden tedavüle girdi.

Ezgi Başaran, buralarda dolanırken yakalamış hazreti. Konuşmaları, pazartesi günü Radikal’de çıktı. Başlıktaki sözü şu: ‘AK Parti’nin önerdiği hiper başkanlık’.

Eski bir dostu görmüş gibi oldum. Hiç değişmemiş.

Aynı sözler, aynı argümanlar, aynı karşı çıkışlarla 2010 Nisan’ında Milliyet’e de kapak olmuştu.

Hal böyle olunca bana da aynı yazıyı bir daha yazmak kalıyor.

‘Hyper’i en iyi karşılayan Türkçe sözcük, ‘Aşırı’dır.

Milliyet’in sürmanşetiyle Radikal’in başlığını alt alta koyup okuyalım.

‘Hiper başkanlık sistemi olur’.

‘AK Parti’nin önerdiği hiper başkanlık’.

Bence hiper haşarı görünüyor.

‘Aşırı başkanlık’, manasız bir terkip.

‘Aşırı haşarı’ ise durumu tanımlayan gayet münasip bir niteleme.

Ve fakat mevzu, dilbilgisizliğinden biraz daha derin.

Adama vaktiyle sıfat uydurulmuş, ‘dünyaca ünlü anayasa değişikliği uzmanı’.

Sadece, lügatimize yeni bir terkip imal etmekle kalmamışlar yani. Hazır elleri değmişken siyaset biliminin alet kutusuna yeni bir ihtisas dalı da eklemişler.

Duymadıysanız öğrenin, ‘anayasa değişikliği uzmanlığı’ diye bilimsel bir disiplin var artık.

Kadın doğum mütehassıslığı gibi bir şey.

‘Anayasa değişikliği uzmanı’, dünyanın her yerinde her türlü anayasa reformu hakkında ahkâm kesen kişi oluyor.

Gerçi, Profesör Andrew Arato aslen anayasa hukuku formasyonu almamış. Ama olsun, mektepli değilse de alaylı sayılır.

Fahri uzman sıfatıyla, bizim mini reform paketini soğana benzetiyordu adam.

Soğanın dış halkalarında ilerici maddeler var. Cücüğünde ise parti kapatmaya engel ile yargının yeniden tanzimi.

Erdoğan’ın söylemlerinden de Türkiye’de hiper bir başkanlık sistemine gidilmekte olduğu sonucunu çıkarıyordu.

Dikkat buyurun, uzman tespiti bunlar. Bilimsel olduğu için de fikirleri değişmemiş o günden bugüne. Kelimesi kelimesine aynı.

Deniz Baykal’ın hiper övgüsü, Arato’nun neden yere göğe sığdırılamadığını açıklıyordu:

“Milliyet gazetesi, 2 gündür çok önemli bir görev yaptı. Anayasa uzmanı Prof. Andrew Arato, ‘Ben ret oyu verirdim, Anayasa Mahkemesi kesin iptal eder’ diyor. Bunu söyleyen Ergenekon hukukçusu değil, laikçi bilmem kim değil. Bunu söyleyen, Macar kökenli ABD vatandaşı, saygın anayasa hukukçularından biri.”

Anladınız sanırım. Bay Arato’nun kıymete binmesi boşuna değil. Bir görev adamı kendisi.

Görevi, Baykal gibi reform karşıtlarına dışarıdan itibar sağlamak, Anayasa Mahkemesi’ne içtihat üretmek vesaire.

Bir içtihadı da demokrasi üzerineydi. Demokrasi uzlaşmacılıkmış, çoğunlukçuluk da faşizm:

“Referandumda yüzde 75 dahi uzlaşma sayılmaz. Bakın referandumlar, otoriter rejimlerin keşfidirler ve bugün Avrupa’da kullanılır olmaları bu gerçeği değiştirmez.”

Lakin, “Referandum faşizmin aracıdır” dedirtmek için adamcağızın kafasına uzman şapkası uydurmaları şart mıydı?

Bizde de bunu söyleyen mebzul miktarda ‘halk düşmanı’ bulunurdu halbuki. Galiba keramet, bunun adının Andrew olmasında. Yerlinin yanında yabancının da havası başka oluyor nitekim.

Çoğunluk iradesine karşı seçkin bir azınlığın tahakkümünü savunmak değil miydi bu faşizm?

Adam, tersine çevirip faşizm diye satıyor çoğunlukçuluğu. Oybirliğini de uzlaşmacılık gibi pazarlıyor.

2 yıl sonra hâlâ aynı nakarat. Adı Andrew ya, ne dese gidiyor tabii.