Hz. Adem'in uçağı

Hz. Nuh'un gemisi vardı; bunu biliyoruz. O geminin kalıntılarını bulmak, bugün her arkeologun rüyasıdır.

Hz. Nuh’un gemisi vardı; bunu biliyoruz.
O geminin kalıntılarını bulmak, bugün her arkeologun rüyasıdır.
Nuh peygamber, bu yüzden ilk ‘kaptan-ı derya’mız...
Gemi ustalarının da piridir.
Peki acaba, ilk insan-ilk peygamber Adem’den bize arta kalan ne var?
Mesela, hangi seyahat araçlarına binerdi?
Onun zamanında icad olan kara, hava ya da deniz vasıtaları var mıydı?
Haydi, bu sorunun cevabını birlikte keşfe çıkalım.
***
Bana göre, en az Nuh’un gemisi kadar heyecan uyandırması gereken bir merak...
Ama çoğumuz, bu soruyu kendi kendine hiç sormamıştır.
Neden?...
Çünkü zihnimiz, en çok zaman algısı konusunda yanıltır, bizi.
Tarihi, çoğu zaman sabit bir dekor içinde düşünürüz.
O sahneden çağlar, gelir geçer.
Nesiller, doğar ölür, ama o dekor hiç değişmez.
Öylece kalakalır, aklımızın bir tarafında.
Her şey, bir fon resmi gibi dondurduğumuz o tarih dekorunun önünde cereyan eder.
O resim, daima yaşadığımız güne aittir.
Peygamberler, firavunlar, efsunlu kahramanlar, kurtarılmış kavimler...
Kitap sayfalarındaki mezarlarından dirilip, bugüne gelirler.
Sırayla, kafamızda kurduğumuz bu sahnede geçit merasimine çıkarlar.
Aralarında, taş tekerlekli arabasıyla Fred Çakmaktaş’ı bile görürüz...
Çıplak ayaklarıyla yürüterek önümüzden götürür, arabasını.
***
‘Cenaze ve gösteri’ başlıklı yazıma gelen bazı tepkiler, bu gerçeği hatırlattı bana.
‘İlkel insan’ ve ‘primatlar’dan söz etmem, alınganlık yaratmış.
İnsanların ilki Adem’i ‘ilkel’ göstermekle, ‘primatlar’dan söz edip Darwincilik yapmakla suçlanıyorum.
Sanki Allah Adem’i, 2009 yılında yarattı.
Ve daha dün, cennetten çıkıp bu dünyaya geldi.
O da uçakla seyahat ederdi; onun da arabası vardı.
Yahu! tarih, Adem’in çocuklarının tekamül hikâyesinden ibarettir.
Taş yontmakla başlar, uzay çağına kadar türlü safhalardan geçerek evrilip gelir.
Buradan nereye gideceğini ise kestirmek imkânsız.
Ama şu kadarından emin olabilirsiniz:
Yüzyıl sonrasının insanı, bizim hayatlarımızı, alet edavatımızı, dünyayla ilgili bilgimizi ilkel bulacak.
***
Aynı gün gazetelerde bir haber vardı.
Devrim niteliğinde bilimsel bir keşiften söz ediliyordu.
Madagaskar maymununa ait 47 milyon yıllık fosilleşmiş bir iskelet...
Evrimin ‘kayıp halkası’ olabilirmiş.
Doğrulanırsa, insan ve maymunun ortak atası bulunmuş olacakmış.
O da, 60 cm uzunluğundaki bu Madagaskar maymunu...
***
Yeryüzünde hayat nasıl başladı?
İnsan ve maymunun ortak bir atası var mıydı?
Şart mıdır?
Ha var, ha yok...
Biz dede olduktan sonra, kayıp babamızı aramaya çıkmanın faydası ne?
İnsan denen mahlukun ortak bir atası olduğunu bilmek, işimizi görmeye yetmez mi?
Bilelim ki insanlık, bir büyük ailedir.
Bizler de, işin başında aynı babanın çocuklarıydık...
***
Büyük tufan hadisesi, sadece kutsal kitaplarda anlatılmaz.
Halk efsanelerinin de ortak rivayetlerinden biridir, bu felaket.
Yeri ve zamanı belli olmayan bir sel kıyameti...
Kabaran sular, dağları yutar.
Korkunç dalgalar, insanlığın sonunu getirmek üzeredir.
Sadece Nuh’un gemisine binen bir avuç insan ve hayvan çifti kurtulmayı başarır.
Nuh peygamber bu yüzden, insanlığın ikinci atası kabul edilir.
Peki insanlığın ilk atası Adem, nasıl dünyaya gelmiştir?
İster bir mümin, ister münkir olun...
Evrimci ya da ‘akıllı tasarımcı’ olun...
Neye inanırsanız inanın...
Madagaskar maymunu, tek başına bu soruya cevap veremez.
Fakat, şunu da düşünün:
Yeryüzünde hayatın nasıl başladığına dair bilimsel hiçbir bulgu, bir yaratıcının varlığını inkâra nasıl
yetmezse...
İspata da yetmez...
Çünkü imanın konusu, ilimle bilinemez bir ‘gayb âlemi’dir.
Bir yaratıcının varlığına iman da, bilimsel teorileri çürütemez.
Mesela; Madagaskar maymunu ile insan türü arasındaki şekli akrabalığın reddini gerektirmez.
Bunlar, neye değil, nasıl inandığınıza bağlı.
Öyle de tevil edebilirsiniz, böyle de.
***
Bir Adem, bir de Nuh vardı.
Bizler de aynı atanın sulbünden gelen çocuklarız.
Sebepler dünyasında genlerimizin yok olmasını, aynı gemide kurtulmaya borçluyuz.
Ve, Nuh’un bir gemisi vardı; ama ilk babamız Adem’in binmeye bir merkebi bile yoktu.
Modern araba ve uçak ise, son yüzyılda icad oldu.