İçimizdeki vicdansız fedai...

Son zamanlarda sıklıkla duyuyorum. Vicdandan, erdem ve adaletten bahsediyorlar.

Son zamanlarda sıklıkla duyuyorum.
Vicdandan, erdem ve adaletten bahsediyorlar.
Herkes kendine adalet istiyor; her cemaat kendi erdemleriyle böbürleniyor; her kafadan bir vicdan çağrısı yükseliyor.
Kötülük, süslü libaslar giyinip, karşımıza aydınlık bir yüzle çıktığında...
İblis, kendine vicdan ve adalet süsü verdiğinde...
Pısırıklık, erdemin parlak cazibesine büründüğünde...
Söyler misiniz, ne yapsın vicdan?
***
İsterseniz bunu bir vicdan muhasebesi, yahut isterseniz bir vicdan tezkiyesi olarak da okuyabilirsiniz.
Büyük değişimler, alt üst oluşlar, vicdanları rahatsız eder.
Ama acaba, içimizdeki huzursuzluğun adı mıdır gerçekten vicdan?...Yoksa kötülüklere kafa tutamamış, bastırılmış, kandırılmış, aldatılmış bir fedainin isyan sesleri mi?
Aklı kör, yüreği sağır, vicdanı tek bir gün bile sızlamayanların kol gezdiği bir dünyada, hâlâ vicdanlı bir hayat sürebilir miyiz?
Ve en önemlisi vicdan, bizim için güvenilir bir rehber midir?
Onun sesine kulak vererek iyiye ve doğruya ulaşabilir miyiz?
***
Bugün size, devrimci bir ilahiyatçının ağzından cevap vermek istiyorum.
Dietrich Bonhoeffer, protestan bir Alman ilahiyatçı.
Hitler faşizmine başkaldırmış, Gestapo’nun zulüm kamplarını görmüş, kötülüğe direnmenin bedelini de hayatıyla ödemiş biri.
Birikim Dergisi’nin Eylül sayısında, Dilek Zaptçıoğlu’nun makalesi, bir iyilik savaşçısının kodlarını çözüyor.
‘Sol ilahiyatı’, ‘kurtuluş teolojisi’ni anlatıyor.
Zaptçıoğlu’nun yaptığı, oldukça cesur bir başlama vuruşu...
Bonhoeffer ve Ali Şeriati üzerinden solu da, ilahıyatı da derinden sorgulamaya girişiyor.
Ama o mevzuyu, başka bir güne saklıyorum.
***
Direniş kilisesinin devrimci vaizi Bonhoeffer, bugün, vicdan ve erdemi anlatsın bize:
“Aldatmacalar, yalan dolanlar bütün etik kavramlarımızı toz duman etti. Kötülük karşımıza artık gaddarlık, savaş, ölüm gibi çirkin yüzlerle değil... Işık, aydınlık, hatta vicdan ve adalet kılığında çıkıyor.”
“...Bu kılıklar ürkütür vicdanımızı, kararsızlaştırır; nihayet temiz bir vicdan yerine lekeli bir vicdanı tercih eder hale geliriz.”
Yani ‘Vicdan, güvenilir bir rehber değildir.’
Bonhoeffer için, ‘Kirli bir vicdan bile aldanmış bir vicdandan daha rahatlatıcıdır’.
Çünkü insan, vicdanına yalan söylemeye başlar.
Çünkü; “Kötü eğer radikalse, onu değiştirmek için de radikal adımlar gerekir. Vicdan, bu radikalliği taşıyamaz.”
Ola ki bazen, kötüyle çatışmaktan kaçınanlar, kişisel erdemin arkasına da saklanır.
Bonhoeffer’den kaçmaz bu gerçek:
“‘Erdemli adam, etrafını çeviren haksızlığıa karşı gözlerini ve ağzını kapatmıştır. Sorumluluk alıp lekeleneceğine, hiçbir şey yapmamayı yeğler.”
Büyük bir tespit ve ne çok şeyi anlatıyor.
Erdem, korkan adamın mazeretidir... Fiyakalı bir bahane, o kadar!
Korkak, sırf eline kir bulaştırmamak için vicdanına yalan söylemekle kalmaz; durumunu meşrulaştıran bir gerekçe olarak kullanır erdemli olmayı.
Demektir ki, erdem duygusunu da sadece kendini aldatarak ayakta tutabilir.
“Onun için erdemlileri, hep kendi işlerini takip ederken görürüz.”
Dertsiz başlarına iş almamak, düzenlerini durduk yere bozmamak için kokmaz, bulaşmazlar.
İşlerine bakarlar!...
***
Bonhoeffer, Nazi suretine girmiş kötülüğe karşı savaşan amansız bir fedaiydi.
Böyle düşünürken, başka ne olabilirdi ki zaten?
Siz olsanız, erdemi de vicdanı da bir kenara bırakıp, Bonhoeffer gibi yalın kılıç fırlamaz mıydınız meydana?