İhtiyar erkekler heyeti

Eski siyaset, hayatları-mızdan çekilip gitti, diyordum. Çok mesafeler aldığımıza inanıyordum.

Eski siyaset, hayatları-mızdan çekilip gitti, diyordum.
Çok mesafeler aldığımıza inanıyordum.
Karşımda İslamköy’ün ihtiyar heyetini görünce, şaşkınlığım bundan.
Meğer, gide gide bir arpa boyu yol gidememişiz.
Bakın siz, şu hale!..
***
Merkez siyasette gençlere ihtiyaç var, deyince...
Çağrıya koşup gelen, çıka çıka 76’lık Hüsamettin Cindoruk çıktı.
Sanki, İskandinav ülkesindeyiz.
En gencimiz de geriatri kliniğinde ikamet ediyor.
Sözüm ona, Avrupa hızla yaşlanıyordu.
Pek yakında o ülkeler, birer büyük huzurevine dönüşecekti.
Eninde sonunda
sokakları, fabrikaları,
hükümet binaları, bizim genç nüfusumuza
kalacaktı.
İftihar ediyorduk, gençliğimizle.
‘Bekle bizi Avrupa, elin mahkum olacak bir gün’, nutukları çekiyorduk.
Bu muydu, yani?
Güya, Avrupa’nın geleceği bizdik.
Gençtik, dinamizm bizdeydi, gelecek vaat ediyorduk...
Hepsi hepsi bunun için miydi, onca afra taframız?
***
Hesap çok basit; herkes yapabilir.
Bir, Avrupalı liderler bakın:
Merkel mi, Sarkozy mi, Brown mı, Zapatero mu, Avrupa siyasetinin yaş ortalamasını yükseltiyor?
Bunlardan hangisi, ileri yaş bakımına muhtaç?
Hangisinin siyaseti, yaşlılar semtinde iskâna mecbur?
Bir de şöyle bakmayı deneyin:
Türkiye nüfusunun sadece yüzde 7’si, 65 yaş üstü.
Demirel, Cindoruk ve akran avaneleri bu kuşaktandır.
Ortalama ömür süremiz de 71 yaş civarı.
O kuşak, ortalamamızın üstünde.
Kimse alınmasın, Allah eksikliklerini de göstermesin.
Büyükler, her daim başımızın tacı!
Arz-ı hürmette de kusur etmeyelim, eyvallah!...
Fakat en hayırlımız, en uzun ömürlümüz mü ki...
Bu ihtiyar heyeti, yeninden gelecek umudumuz olsun.
***
Bakıyorum, DP’yi kim ‘ele geçirmeye’ çalışıyor, diye.
Arka planda, eskimez yeni Demirel.
Vitrinde, değişmez emanetçisi Cindoruk.
İslamköy ihtiyar heyetinin diğer azalarıyla...
Süleyman Soylu’nun, Mehmet Ali Bayar’ın önünü kesmeye uğraşıyorlar.
Ciddiler, bir kere kafaya koymuşlar.
İlla kurtaracaklar bizi.
Bıraksalar da, biraz da başkaları kurtarsa artık.
Ellerinden yeterince kurtulmadık mı, son 50 yılda?
Gene onlara kaldıysak, vay halimize!

Devrik birkaç cümle
Zaman zaman bana da soruyorlar, niye devrik cümle, diye.
Nurullah Ataç’ı hatırlatsam...
Türk Dil Kurumu’nun tarihi şahsiyetlerindendir.
Devrik cümlenin büyük üstadı da bizzat kendisi...
Olmadı, bari Noam Chomsky’yi örnek versem...
Sadece kutupların kutbu, yeni zaman isyankarlarının ikonu değil ki...
Çağdaş dilbiliminin de en parlak kafalarındandır.
Fayda eder mi, gelin bakalım.
***
Sonunda Hakkı Devrim ustaya şikayet etmişler, beni.
O da, gayet güzel yazmış.
Doğru-yanlış yerine, güzel-çirkin ölçüsüne vurmalı, demiş.
Cevabını aldım ve kabul ettim.
Çünkü aynı kanaatteyim.
Bu cevap, Nurullah Ataç’ı keser miydi, bilmem.
Ama Chomsky’nin memnuniyetine şüphe yok.
Tavrı, bu olurdu.
***
Devrik cümle, Türkçe dersi müfredatımıza göre, kuralsız cümledir.
Oysa dilbilim, kuralcı değil, betimlemeci olmaktan yana.
Kitabilikten de bir o kadar uzak...
Şimdilerde, sesi en çok çıkan bu ekoldür.
Yeni kitaplar, der ki: 
‘Yanlış cümle, yoktur.’
Ana dilinde konuşan bir kimsenin ağzından çıkan her cümle, doğrudur.
Otantik olsun yeter, başka şart aramaz.
Dilbilimin görevi, kural koymak değil,  doğal dilin yasalarını ortaya çıkarmak...
Kurala uyan-uymayan diye tasnif etmez, cümleleri.
***
Nurullah Ataç, yazı dilimize yabancı bir adet getirdiği için az dayak yememiştir.
Ataç, dilimizde ‘özleşme’ hareketinin de öncülerinden.
Bugünden bakınca, ‘iyi ki devrik cümle var’, diyorum.
Ama ‘Öztürkçe’ namına uyduruk kelimeler icad etmek mi?
İşte bu olmaz.
Dil, canlıdır zaten.
Yaşarken kendi kendini yeniler, tekrar üretir.
Suni teneffüs için müdahaleye gerek yok, siz rahat olun.
***
Birkaç söz de virgül’ün hatırı için olsun:
Umberto Eco, roman için söylemişti, ‘Hepsinin bir ritmi vardır’ diye.
Nesir ya da manzum metin, fark etmez.
Akan her şeyin bir temposu, mutlaka vardır.
Şiirden aşina olanımız bile, düzyazıda görünce yadırgıyor.
Virgül, noktalı virgül, üç nokta, ünlem ve benzeri bilumum noktalama işaretleri...
Sadece semantik ayraç
değildir; sadece anlam akışını
düzenlemez.
Nefes akışına da ritim verir; yazının temposunu da ayarlar.
Kurallı cümlenin istibdadına son!
Çok yaşa Ataç!... Çok yaşa Chomsky!... Çok yaşa Eco!...