İnsan Baykal'ı müdafaamdır!

Daha evvel, gazeteciler için söylemiştim. Medya, kimseden çekmemiştir, medyadan çektiği kadar, diye. Baykal'ın Mersin'de içine düştüğü hale bakınca...

Daha evvel, gazeteciler için söylemiştim.
Medya, kimseden çekmemiştir, medyadan çektiği kadar, diye.
Baykal’ın Mersin’de içine düştüğü hale bakınca...
Aynı şeyi, şimdi de siyasetçiler için söylüyorum:
Baykal’ın Baykal’a ettiğini, insan insana yapmaz!
Hele benden hiç beklemeyin!
***
Başbakan’ın ‘Ananı da al, git!’ demesini, diline öyle dolamıştı ki...
Güldü, komşusuna; şimdi geldi işte, kendi başına.
Hatta daha beteri...
Aynı yerde, hem de bir kadın çiftçiyi, hem de boğazından iterken sobelendi.
Demek ki, oluyormuş böyle vakalar...
Tuttuğu yayın oku, ona bakıyor, şimdi.
‘Kendi etti, kendi buldu’ deyip, ‘Oh olsun!’ çekmiyorum.
Açıktan Deniz Baykal’ın avukatlığına soyunuyorum, bu kez.
***
Gelin, biraz da Baykal için empati yapalım, diyorum.
Çoğu zaman unutuyoruz, siyasetçilerin de insan olduğunu.
Eyüp peygamber sabrı bekliyoruz, onlardan.
Şeyh Edebali’den öğütler aşırıp...
‘Öfke bize, bağışlamak sana!’ diyoruz.
Oysa bazen can dayanmıyor, işte.
Ne kadar, ‘Tahammül! Tahammül!’ de deseniz...
İnsan doğasına gem vurulmuyor ki...
Kolunuzdan çekiştirilseniz; yakanızdan tutulsa, ne yapardınız ki siz?
Baykal da aynen öyle yaptı.
Reyhan Kaş’la birlikte siyasetçi kimliğini de eliyle bir kenara itti.
Bir an için unuttu, her şeyi.
Çıplak insan tepkisiydi, verdiği.
Sırf siyasetçi diye, her türlü muameleye müstehak sayabilir miyiz, Deniz Baykal’ı.
Siyaseten hatalıydı, diyenleriniz çıkar belki.
Ama insan olarak benden tam puan aldı, bilesiniz.
Baykal’ı o hataya, Reyhan Kaş adlı mağdur vatandaşımız zorladı, çünkü.
Ki, mahkemede bile ‘ağır tahrik’ten yırtardı.
Ve ben, ‘önce insan!’ diyenlerdenim.
Siz, ne derseniz, deyin...

Baykal’a ‘kamyoncu’ itirazım...
Partiler, kendi içlerinde seçim derslerini tartışıyor.
Bu, iyi haber!
Seçmeni, doğru okuyacaklar da...
Gelin görün ki, kendi klişeleri izin vermiyor, bir türlü.
Kurtulamıyorlar, kısırdöngülerinden.
Ah!.. Kendi tuzaklarından bir kaçabilseler...
Neler yapacaklar, neler...
Alın işte, CHP’nin vardığı sonuçlara bakın.
Cumartesi günkü Parti Meclisi toplantısında, 5 saat konuşmuşlar.
Baykal, demiş ki:
“Tarikat bağlantısı olmayan özgür bireylerden oy aldık.”
Yani dönüp dolaşıp, Milli Görüş çizgisine gelmiş.
Tebrikler, vallahi...
***
Hatırlar mısınız?
Milli Görüş vaizleri, bir zamanlar kullanırdı, bu dili.
“Ya bizdensin ya da patates dininden” derlerdi.
Baykal da diyor ki:
“Ya CHP’densin ya da tarikatçı.”
Milli CHP görüşü de bu, demek ki...
Dahi piyanist Fazıl Say da böyle demiyor muydu?
Bir de kamyoncular...
Hani, kasalarının arka kısmında şöyle yazar:
“Ya benimsin, ya toprağın!”
Ha, kendi alamadığını başkasına yar etmeyen kamyoncu!...
Ha, kendine verilmeyen oyu murdar eden siyasetçi!...
Tavır, aynı tavır; kafa, aynı kafa.
Ne fark eder ki?
***
Bu kez, çok dersler alınmış, belli.
Seçmen, iktidara yürüyüş için CHP’ye işaret fişeği yakmış.
Baykal’ın deyişiyle:
CHP’yi daha ileri taşıma kararı almış.
AK Parti’den kurtulma dönemi başlamış.
Bunun bütün gereklerini de yapacaklarmış.
Çizgilerinden sapmadan değişeceklermiş, yani.
Sil baştansız yenililkler, değişiklikler için düğmeye basmışlar.
Yeni bir parti olacakmış, CHP.
Siyasi parti mi, tebliğ cemaati mi anlayamadık, gerçi.
Milletin geri kalanını, tarikatlardan kurtaracaklar nihayet, desenize...
Kasıt buysa, vay! halimize.
Daha çekeceğimiz var, demektir.
Çilemiz bitmemiş...

Obama, Zapatero’ya hasta
New York Times da yazdığına göre, artık ifşa edebilirim.
Obama’nın gözü, aslında Zapatero’nun yerinde.
Haftasonu çıkan başyazının başlığı şuydu:
‘Medeniyetler çatışmasının sonu.’
New York Times, ilan ediyor ki:
Obama’nın Türkiye ziyaretiyle aslında...
İslam Dünyası’yla Hristiyan Batı’nın ilişkilerini zehirleyen ‘Medeniyetler Çatışması’ mitolojisinden uzaklaşıldı.
Küresel 28 Şubat idiyse eğer, 11 Eylül süreci...
İşte o süreç, noktalanmış oldu.
Tersinden şu demek:
11 Eylül sonrası dönemin adı, ‘Medeniyetler İttifakı’ sürecidir.
Sembolü de, Obama’nın bize önerdiği ‘Model Ortaklığı’ olmalı...
Aslında Türkiye-İspanya ortak girişiminin adıydı, Medeniyetler İttifakı.
Başbakan Erdoğan’la İspanyol meslektaşı Zapatero’nun liderliğinde başlamış...
Kofi Annan’ın desteğiyle BM himayesine alınmıştı.
21. yüzyılın en büyük küresel barış projesi olarak...
Ve Obama, Zapatero’dan bu rolü çalmaya çok istekli görünüyor.
Adını ‘Model Ortaklığı’ koyması, bu fotoğrafa girme hevesinden olmasın?

Demirel’in rutini 
Son Ergenekon dalgasında dikkatimi çeken bir ayrıntı...
Sabık Cumhurbaşkanı Demirel, gözaltına alınan Mehmet Haberal için kalkıp, ta Esenboğa Havaalanı’na gitmiş.
Sırf bir ‘geçmiş olsun’ diyebilmek...
Ardından el sallayarak, uğurlamak için bir dostu...
Dayanışmasını göstermek istemiş de diyebilirsiniz.
Ben de katılırım, buna.
Şaşırmadım da, aslında.
Bir ‘vefa örneği’ deyip, geçemem ama...
Susurluk çetesi tartışılırken, devrin Cumhurbaşkanı olarak ne demişti?
‘Devlet, bazen rutin dışına çıkar.’
Demek ki Demirel, bu hareketiyle kendi rutinin dışına çıkmamış.
Sizce de tutarlı değil mi?