İnsan beyni nelere kadir?

İlk tüp bebeğimiz Dilek, 21 yaşına girmiş. Türk doktor Oktay Hasan'ın uygulamasıyla Samsun'da dünyaya gelmiş.

İlk tüp bebeğimiz Dilek, 21 yaşına girmiş.
Türk doktor Oktay Hasan’ın uygulamasıyla Samsun’da dünyaya gelmiş.
Birsel ve Türkay Katrancı çiftinin 18 yıl doğumunu beklediği kızları...
Dünkü gazetelerde hikâyesini okudum.
21 yıl önce ne büyük hadiseydi, hatırlasanıza!
Oysa bugün, vaka-i adiye cinsinden.
Tüp bebek, günlük hayatımızın sıradan mucizelerinden birine dönüştü.
Gelecekte daha neler olacak?
Başka hangi hayallerini, sıradan gerçeklere çevirecek insanoğlu?
Düşünmek bile müthiş heyecen verici.
***
‘Doğrusunu Allah bilir’, derler.
Yakın zamanlara kadar kullara düşen, öyle fazla bir şey sayılmazdı.
Yalnızca tahmin etmek ya da kehanette bulunmak...
Peygamberler müstesna...
Müminler için, bu sınırların dışına bir tek onlar geçebildi.
Gelecekten verilen haberler arasında, dünyevi nazarla kendi kendini gerçekleştirenlerin sahibi oldular.
Bir de Da Vinci, Jules Verne, Asimov gibiler var ki...
Geleceğin neye benzeyeceğini önceden yaklaşık olarak tasvir etmeyi başardılar.
Pek çok bilimsel keşfin ip uçlarını, onların hayal güçlerinde gördük önce.
Bilimkurgunun uzay maceramızla, evrenin derinliklerine seyahatlerimizle kesiştiği kavşaklarda rastlarsınız onlara.
Vakıf serisinin ilham verici etkilerini, ‘Denizler Altında  20 Bin Fersah’ın kamçılayıcı tesirini yabana atmak mümkün değil.
***
Geleceği hayal etmek, kuru tahmin veya kehanetin sınırlarını çoktan aştı.
Bu ikisini bir sistem içinde yapana, artık ‘fütürist’ diyorlar.
Meşhur kahinlerin rubailerini okumak, onların sisli ufuklarında gezinmek çekici gelse de, kâhinlerin kehanetine inanmam.
Desteksiz tahminleri de, sadece eğlenceli  bulurum, o kadar.
Fakat kaale almam.
Bu ikisi iyi yapıldığında sanattır, edebiyattır.
Ama fütüroloji, bir bilimdir işte!
Geçen sene, ‘Gelecek 50 yıl’ adında bir kitap çıktı.
Popüler bilim yazarı John Borckman, 25 parlak bilim insanına geleceği anlattırıyor.
Her biri, kendi alanında nereye doğru gitmekte olduğumuzu yazmış.
Bayram molasında tekrar okuyorum.
Sarsıcı öngörülerle dolu.
Hayatlarımız, köklü bir biçimde değişiyor.
Dünya, bugünkünden çok başka bir şekil alacak.
Kafamızı kaldırıp bakmaya vakit bulamıyor olabiliriz.
Lakin beynimiz dahi, yakın gelecekte aynı kalmayacak.
Çok fazla devrim yaşayacağız; kendi bedenlerimizde ve yaşam koşullarımızda.
Beyin transplantasyonu, bunlar arasında en inanılmazı.
Eğer herhangi bir icada, mucize denilecekse...
Beyin hücrelerinin nakli, önümüzdeki 50 yılın bilim mucizesi olmaya şimdiden aday.
***
Bir horoza, fare beyni nakledildiğini düşünebiliyor musunuz?
Ne tür değişimler meydana gelecek?
O horoz, fare gibi mi davranmaya başlayacak?
Metamorfoz geçirecek mi?
Beyin nakledilmese de vaki olan şeyler bunlar, deyip geçemeyiz.
Bir fareye insan beyni takılmakla, o farenin insanlaştırılması mümkün olur mu?
Merakımı ziyadesiyle mucip bu suale, geçen gün cevap almış bulunuyorum.
Fare, gene fare kalır.
İnsan beyni de takılsa, farelik baki yani...
İnsan gibi düşünüp konuşabilen bir fare üretmiş olursunuz, o kadar.
Oysa fareler, düşünüp konuşamamalı.
Farelikten yarı-insana geçiş yapan bir türün laboratuvar ortamında geliştirildiğini bilmek, tüylerimi ürpertiyor.
Daha korkunç bir gelecek tasavvur edemiyorum.
Kehanetler, ümit vaad etmiyor böyle zamanlarda.
Bilime kabus gördüren bir kurgu bu...
Etik soruları, burada devreye giriyor.
Hadi, insandan insana kabul edilebilir, dedik.
Ama, insandan hayvana yahut hayvandan insana beyin nakli olmamalı, olamamalı.
Bu tecrübenin maliyetini, film karakterlerine benzer canavarlar dünyaya getirerek ödememeliyiz.
Deney amaçlı bile olsa...
Türler arasında geçişe imkan vermemek için bence şimdiden kolları sıvamalı.
Çılgın bir bilim adamının insafına bırakamayız geleceğimizi.