Kandil'den çıkış

Yol bittiğinde son çıkışı kaçırmışsanız, nereye gidersiniz? Kapana kısılmış gibi hissedersiniz kendinizi...

Yol bittiğinde son çıkışı kaçırmışsanız, nereye gidersiniz?
Kapana kısılmış gibi hissedersiniz kendinizi...
Kaçmaya, kurtulmaya çalışırsınız; yorgun düştüğünüzde de tam bir teslimiyet içinde kaderin ellerine bırakırsınız kendinizi.
Bu durumda Kuzey Irak’tan gelenler, teslim mi oldu, dağdan mı indi?
Kaçıp kurtuldular mı, ordan çıktılar mı?
Gele gele, son perdeye geldik.
Ama şimdi de kaderimiz, demagojik gevezeliklere bağlı.
Baykal ile Bahçeli, ufuk çizgisini aşıp, ağız birliği etmişçesine aynı şeyi söylüyor;
‘Teslim olmaya değil, teslim almaya geldiler’.
Ahmet Türk, ‘Teslim oldular’ denmesin istiyor.
Ha öyle demişsiniz, ha böyle... Neticeye bakın siz.
Geldiler mi?
Geldiler...
Bu, iyi mi?
İyi!...
E daha ne?
Hepimiz için yolun bittiği yerdeyiz.
Dağdakilerin hepsi inse bile, Kandil psikolojisinden sizler çıkmadıkça önümüzde yeni bir yol açılmayacak.
***
Tevrat’ın Çıkış kitabı, İsrailoğulları’nın Mısır’dan kurtuluşunu anlatır.
Musa’ya tabi olup, Firavun’un zulmünden kaçarlar.
Fakat kitabın adı, neden ‘Kurtuluş’ ya da ‘Kaçış’ değil de, ‘Çıkış’ konmuştur?
Kutsal metin yorumcuları der ki; Mısır’dan çıkış, özgürleşmektir İsrailoğulları için.
Çıkış, bir ülkeden başka bir ülkeye değil, bir halden başka bir haledir.
Fiziksel olduğu kadar, ruhani bir yolculuktur bu.
Kendi içlerindeki kölelik zindanlarından, özgürlüğün ferahlığına çıkarlar.
***
Kürt meselesi, aynı zamanda psikolojiktir.
Son günlerde giderek bu önermeye daha çok inanmaya başladım.
Terörle mücadelede nihai safhaya girdiğimiz halde, bazılarımız neden iyi hissetmiyor?
Çünkü ruh dünyamızın havası, her zaman dış bir etkenle şekillenmez.
Kendi kendimizi gaza getirdiğimiz de olur; sebepsiz yere içlenip hüzünlendiğimiz de; ne istediğimizi tam olarak bilemediğimiz de olur.
Tepkilerimizin çoğu, dolduruştandır.
Olduğundan fazla da büyütürüz, hiç olmayan sorunu varmış gibi de hissederiz.
Çoğu kez de bu yüzden, yanlış yerde ararız çıkışı.
Gözümüzün önündeyken kaçırırız.
Algı radarlarımız, yanıp sönmeye devam eder, ‘sorun’ işareti verir bize.
Anlamalıyız ki, soruna getirdiğimiz tarifte bir hata var.
Biz bunu gideremedikçe, PKK tasfiye olsa, dağda tek silahlı adam kalmasa, bütün Kandil Habur’a gelse de rahat etmeyeceğiz.
Çözümü değil, asıl sorunu yeniden tarif etmemiz gerek.
***
Bugüne kadar sorunu kendi dışımızda tanımladık, çözümü de dışarda aradık.
Biri orada değilse, diğeri de dışarda bulunmaz.
Her şeyi değiştirdiğimizde yine de
sonuç değişmiyorsa, sorun olarak tarif ettiğimiz şey,
hâlâ ortada duruyorsa...
Demek ki, sorun bizde.
Sorun tarifimiz, sorunludur.
Çünkü,
bizden bağımsız nesnel bir olgu değildir.
Dış gerçekliği yoktur yani; o sebeple yaptığımız sorun tarifi de sübjektiftir.
Ve eğer sorun bizdeyse, çözümü de bizdedir.
Çıkış, bir halden başka bir hale geçmektir.
Kelimelerimiz sahte, siyasetimiz gösteriş, arayışlarımız oyun olduğunda...
Çıkış, bazen aramayı bırakmaktır.
Bırakmalı ki sorun, sorun olmaktan çıksın.
O zaman çözüm, kendiliğinden gelir.