Kasaptaki et, Balbay?ın mutfağında mı?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek Paşa?nın günlükleri tartışılıyordu. Orada bahsi geçen darbe girişimleri, doğru muydu?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek Paşa’nın günlükleri tartışılıyordu.
Orada bahsi geçen darbe girişimleri, doğru muydu?
‘Sarıkız’, ‘Ay Işığı’, ‘Eldiven’ kodlu olanlar...
Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un sonuçsuz cunta faaliyetleri...
İddialar... Günlükler...
Ve, bu darbe hazırlıklarının teşebbüs aşamasında kalmasında, devrin bir numarası Özkök Paşa’nın payı meselesi...
Altında iş çeviren ‘cunta’nın planlarını bozmuş muydu?
O, ne biliyordu?
Pandora’nın kutusu, asıl o konuşursa
açılacaktı.
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa, o vakitler demişti ki:
“Kasaptaki ete soğan doğramam.’’
Çok manalı ve bilgece bir laftı.
Aynı zamanda tersinden okunduğunda sağlam bir duruşa işaret ediyordu.
Demek istiyordu ki:
Havanda su dövmem.
Kahvehane muhabbetlerine de girmem.
Ne zaman ki Örnek Paşa’nın günlükleri, mahkemeye
taşınır...
İşte o zaman, çağrılırsam konuşurum.
***
Galiba o gün geldi.
İfşaat günlükleri, bir iken iki oldu.
Kasaptaki et, Mustafa Balbay’ın darbe günlükleriyle yargıya taşındı.
Savcılık mutfağında servise hazırlanıyor.
Bakalım Özkök Paşa şimdi, o ete soğan doğrayacak mı?
***
Sorumuzun cevabını kısmen de olsa dün Milliyet’ten Fikret Bila verdi.
Genelkurmay’ın iki eski başkanı Özkök ve Büyükanıt paşalar ile konuşmuş.
Her ikisi de özetle, ‘Hkukun çağrısına icabet ederiz’ diyor.
Ama hepsi bu kadar değil.
Çok da sıkı hukuk dersleri veriyorlar.
Soruşturma safahatının ihlâ edilen mahremiyeti bir yana, diyorum.
Günlüklerde çok ayıp edilmiş, büyük haksızlıklara uğramış olmalarına rağmen...
İki paşanın hukuk karşısındaki duruşları, çok şey anlatıyor, bize.
İlk aklıma gelen:
Bu kadarcık bile edep, demokrasi ve hukuk kültürü Mustafa Balbay’da neden yoktu?
Askerde var da, sivil bir gazeteciye atfedilen günlüklerde zerresine rastlamıyoruz.
***
İşte bunun içindir ki;
Memleketin demokrasi sorunu esasen ‘asker’ değil, bence.
Sorun iktidar oyununa meraklı gazeteciler, siyasetçiler, sair kanaat erbabıdır.
Onların kışlayı  ‘baştan çıkarıcı’ tahrikleri, teşvikleri, yardım ve yataklıkları olmasa...
Bu Ergenekon davası, hiçbir şeye hizmet etmeyecekse bile, işte buna edecektir.
Darbe heveslisi sivillerin fikirleri, demokrasiye karşı suç mudur, değil midir?
Suçluya bilerek su vermek, yardım ve yataklığa girer.
Peki ya fikir vermek?
Silivri’deki mahkeme buna da karar verecek.

Soğuk Savaş’ın unutulmaz yüzleri
Diyorlar ki: Demirel’den ne istedin?
Ne olacak, helalleşmek istedim.
Ama onun şahsıyla değildi, meselem.
Kendi geçmişimizle, Soğuk Savaş yıllarımızla helalleşmekti, niyetim.
Onun kadar ‘soğuk savaş’ siyasetini simgeleyen bir başkası varsa...
Durmayın, siz söyleyin!
Gelin görün ki, mahsuplaşamadık bile.
Bir hesabı, doğru dürüst göremedik.
***
Evinin baş köşesindeki tabloda, Demirel’in uğurlu sayısı ile fötr şapkası resmediliyormuş.
O sayı, 679:
Altı kere gitti, yedi kere geldi, 9. Cumhurbaşkanı oldu.
İşte o çizgilerle, benim meselem.
Bana, İtalya’nın efsanevi siyasetçisi Giulio Andreotti’yi hatırlatıyor.
Hani şu, adı Mafyanın Giulio Amcası’na çıkan...
O da, Demirel kadar gidip geldi.
O da, Soğuk Savaş yıllarına damgasını vurdu.
Gladyo çözülene, öteki yüzü açığa çıkana kadar...
***
Giulio Andreotti deyip, geçmeyin öyle.
P2 Mason locasının duayeni, dendi.
Mafyanın siyasetteki hamisi...
Gladyonun efendisi, dendi.
Hıristiyan Demokratlar’ın ‘kurnaz tilkisi’...
İtalya’nın son 50 yılında onun mührü var.
Andreotti olmadan, o yılların siyasi tarihini yazmak imkânsız.
***
İşte O adam...
80’li yaşlarında mahkeme celbi aldı.
Hâkim karşısında yargılandı.
Soruldu; O da hesabını verdi.
İtalya, onda kendi mazisiyle yüzleşti.
Demirel’se, bu son fırsatı da kaçırttı, bize.

İki ‘pekiyi’ notu
BİR: TÜBİTAK hatasından dönmüş. Büyük erdemdir.
Darwin kapağı tartışmasında, görevden alındı-alınacak deniyordu.
Bilim ve Teknik’in Yayın Yönetmeni Çiğdem Atakuman, görevine devam edecekmiş. Kaldığı yerden, hem de...
Ben de takdir ifadesi olarak ‘pekiyi’, diyorum.
İKİ: Ahmet Hakan da ‘fitne gazeteciliği’ni bayağı öğrenmiş.
Dünkü yazısında sanki bir muhaberat uzmanı gibi, kriptoları çözüyordu.
‘Bir bilen’ olarak...
Benim da dahil olduğum ‘mahalle dedikoduları’nın şifre anahtarını çıkarıyordu.
Ona da şöyle yaldızlısından kocaman bir ‘pekiyi’ veriyorum.