Kehanetlerdeki gidiş

Monotonluğa binen geçici hevesle, yeknesak heyecanla avunuyoruz. Dalgalanma duruluyor, yalpalama tekdüzeleşiyor.

Yeni yıl için kehanette bulunmak mı, bir daha tövbe! Geçen yılbaşı sihirli kürede ne gördümse aynısı çıktı.
Tutmaz demeyin. 2012’den kalma kehanetlerim, 2013’te de tutar mı tutar. Geçen sene bu köşeden, bakın gelecek yıla neler sarkmış:
Her sabah yeni bir dalgayla kalkıyoruz yataklarımızdan. Operasyonların devri geçmiyor. Reytingçilere ayar verildikten sonra, tahminlerini tutturamayan anketçilere de sıra geliyor.
Fonda Sezen söylüyor; ben sende sen bende, bazılarımız cezaevinde tutuklu kalmaya devam ediyor.
Sakil bir neşe sarıyor her yanımızı. Bazıları can sıkıntısından maraza çıkarmaya başlıyor.
Siyaset stabil değil ama istikrarsızlaşma da yaşanmıyor. Hâlâ öngörülebilir bir gündemle başlıyoruz güne.
Tek fark, siyasi çekişmelerde başgösteren düzey kaybı. Siyaset, bir nebze çirkinleşiyor.
Komplolar hücuma geçmiş gibi sökün ediyor. Cumhurbaşkanlığı senaryoları, ‘AK Parti’de Erdoğan sonrası dönem’ başlığıyla görücüye çıkarılıyor. Telaşa hacet yok; gördüğüm erken bir çatışmadan çok, çatışmalı bir geleceğe hazırlık provası.
Kesif bir sis bulutu ortalığı kaplar gibi oluyor bir ara. Her yer karanlık, küre tutulması sanki, ufuk simsiyah kesiliyor. Uzun, upuzun bir gece mi yaklaşan?
İkilik yaratma fırsatı kollayanlara gün doğuyor. Bazıları için boşluktan istifade güç gösterisi zamanı. Gül ile Erdoğan arasında çatışma kurgulayıp iktidarda çatlak meydana getirmeyi umuyorlar.
Aynı gerilim, hükümet-cemaat denkleminde de tırmandırılıyor. İkili bir yapıdan oluştuğu varsayılarak iktidar cephesinde bölünme bekleniyor.
Birbirilerine düşecekler mi? Beklenti sahiplerinde kısa bir heyecan, sonra hüsran, sonra yine hüsran...
Siyaset mühendisleri işbaşında. Boşluk arıyorlar, karın boşluğu gördükleri yere çalışıyor yumruklar.
Tezvirat serbest, öyle bir döneme giriyoruz. CHP de yine yeniden dizayn edilmek isteniyor. Ulusalcı kanat, vuruşarak yeni bir oluşumun saflarına kadar geri çekiliyor.
MHP ise MHP’ye gebe; değişen bir şey olmuyor.
Çok sürmüyor belirsizlik evresi. Kara bulutlar kendiliğinden dağılıveriyor.
Fakat akabinde öyle bir an geliyor ki kristal küre buğulanıyor yine. Pus çöküyor gündeme, yüzler silikleşiyor, göz gözü görmez oluyor.
Tam olarak seçemiyorum fakat flulaşan görüntülerde bir kaçışma çarpıyor gözüme. Kıyamet mi ya Rabbi, dünyanın sonu mu geliyor? Babanın evladına, kardeşin kardeşe faydası olmayan günlere mi koşuyoruz?
Herkes kendi başının derdine düşüyor. Cana yakın olanlar candan geçiyor, başı bağlı olanlar serden geçiyor, çok sevenler yârdan. 2012’nin büyük felaket kehaneti gerçekleşiyor olabilir mi yoksa?
Bir lanet, mutlu mesut sürdüğümüz hayatları altüst ediyor; bir kötülük göstere göstere geliyor; bir beşeri felakete sürükleniyoruz sanmayın. Yanılsama, aldatıcı bir yanılsama hepsi. Yalan olup çıkıyor kâhinlerin gelecekten verdiği kara haberler.
Monotonluğa binen geçici heveslerle, yeknesak heyecanlarla avunuyoruz. Dalgalanmalar duruluyor, yalpalamalar tekdüzeleşiyor. Gazete manşetlerinin bile kestirilebildiği sürprizsiz bir ülke olup çıkıyor Türkiye.
Aklım karışıyor, gördüklerim birbirine karışıyor. Gözbebeklerim mi büyüyen, kristal küre mi, ayırt edemez oluyorum. Hiçbir şey değişmiyorsa ben niye değişiyorum? Uğursuz küreyi elimden fırlatıp ardıma bakmadan kaçıyorum, hızla uzaklaşıyorum ama nereye gidiyorum ben böyle?
Anlıyorum ki 2012 gibi 2013 de bir ‘Nereye böyle’ yılı. Gidiş nereye, Quo Vadis?