Âkile Hanım çıkmazı

Aysel Tuğluk'un çırpınışlarından da mı silahı fetişleştirmeyen bir Âkile Hanım çıkmayacaktı?

Aysel Tuğluk, çözüm sürecine dair görüşlerini bir seri halinde Radikal’e yazdı. O yazılarda, Halide Edip’in kadın kahramanlarından birini aradım ama nafile. Elim boş kaldı.

Evvela, kararsız çünkü Tuğluk. Sonra, PKK’nın geleceği konusunda fazlasıyla tutucu. Ayrıca veda edemeyecek kadar silahlara bağlı. Yeni bir gelecek diyor, fakat yeni bir şey söylemeye ya cesareti ya da basireti yok.

Dediğine göre ‘ihtiyatlı iyimser’miş. Ancak iş PKK’nın silahsızlanmasına gelince birden çekimser, ürkek ve tutuk biri haline dönüşüyor.
Tutulduğu nokta, “İyi de PKK ne olacak” sorusuna verdiği cevapta. Silahlı unsurların geri dönmemek üzere Türkiye’den çekilmesini destekler görünüyor. Mücadeleye silahsız olarak devam etme fikrini de öyle. Öcalan’ın çözüm projesine bir itirazı da yok gibi. Ama silahlara ebediyen veda konusunda o kadar net olamıyor.

“Silahsız PKK seçeneğine bölgede kimse hazır değil. Gerçek olan şu ki mevcut yaklaşımlardan silahsızlanma çıkmaz” diyor. Nasıl yani? Silahsızlanmayı değilse neyi konuşuyoruz ki?

Bir fütürist edasıyla, silahlı PKK’nın sınır dışında çeyrek yüzyıl daha varlığını sürdüreceğini öngörüyor mesela. Yalnız, silahları yedeklemekten başka bir anlam taşımıyor bu söylediği. Kürt hareketi, dahilde demokratik siyaset yapacak ama hariçte silahlı gücünü koruyacak. Bu da demokratik siyasetle yola devam etmek olacak öyle mi?

Hem PKK’yı en az 25 yıl daha silah altında tutma lüzumu da nereden çıktı? Tuğluk, bunun izahını şöyle yapıyor: “PKK, Suriye’de bir süre daha, İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı olacak.”

Peki, bizi haberdar ettiği bu geleceğin neresinde Tuğluk’un ‘dönüşü olmayan yol’ diye müjdelediği heyecan verici yenilikler, ancak yüz yılda bir yakalanabilecek fırsatlar var?

Tuğluk’un kehanetlerinde, silahlı PKK’nın sadece Türkiye cephesi kapanıyor, o da belki geçici. Diğerleri faaliyete açık kalacak. Silahsız PKK bir hayal yani. Tuğluk onu, Demokles’in kılıcı gibi başımızda sallandırıp duracak.

Halide Edip romanlarından biri, Âkile Hanım Sokağı’dır. 50’li yılların Türkiyesi’nde toplumsal değişimi anlatır. Ama kadın karakterler üzerinden. Yenilikler, en önce onlarda tezahür eder çünkü.

Türkiye, yepyeni bir geleceğin eşiğinde. Fakat kapımızdaki muazzam devinimi kadın karakterler üzerinden okumak zor. Emine Ülker Tarhan’lar ya da Birgül Ayman Güler’ler hadi neyse. Değişimin yönü, onların direnişlerinde görülecek değil. Velakin Aysel Tuğluk’un çırpınışlarından da mı silahı fetişleştirmeyen bir Âkile Hanım çıkmayacaktı?

İsrail’i görüp çark eden Deki



Türkiye’ye kafa tutuyor, açıktan posta koymakta hiçbir beis görmüyordu. Eyvallahı yoktu. Gemi o kadar azıya almıştı ki Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı taşıyan uçağın Erbil Havaalanı’na inmesine bile izin vermedi. Havadan geri çevirdi.

Ne zaman ki İsrail özür diledi, Irak Başbakanı Maliki’de şafak attı. Pabuç pahalıydı. Allem edip kallem edip kibir budalası İsrail’e bile geri adım attıran Ankara, ona neler yapmazdı ki! Gecikmeli de olsa Maliki, keçi inadını bıraktı. Ankara’yla zıtlaşmaktan, itişip kakışmaktan vazgeçip peş peşe barış mesajları yollamaya başladı. En son “Komşularımızla iyi geçinmek istiyoruz. Türkiye’ye dostluk elimizi uzatıyoruz” derken görüldü.

Düne kadar haddini bildirmeye azmettiği Ankara’dan davet almak için can atıyor şimdi, zehir zemberek salladığı Erdoğan’la tekrar yakınlaşmak için kıvranıyor.

İsrail’in dediğini demek pahasına, başkalarının başına gelen kötü olaylardan ibret almayı bildiği için en ders çalışan Bay Deki’miz olsun mu Maliki?