Kılıçdaroğlu'nun sahnede parladığı anlar

Kılıçdaroğlu'nun liderlik yıldızı, vaziyeti kurtarmaktan başka bir işe yaramayan o idare-i maslahat bastonunu kaldırıp bir kenara attığı anlarda parlıyor.

Kim demişse çok doğru söylemiş: Tecrübe, korkakların koltuk değneğidir.
Tarihteki hiçbir devrimin arkasında tecrübe yoktur. Bilakis, denenip çokça tecrübe edilmiş olana karşı yapılır devrimler.
Geçmişi biriktirenler arasından da tek bir devrimci çıkmamıştır. Aksine, tecrübeye başkaldırıp eskiyeni yıkanlar getirmiştir her türlü yeniliği.
Kılıçdaroğlu’nun liderlik yıldızı da vaziyeti kurtarmaktan başka bir işe yaramayan o idare-i maslahat bastonunu kaldırıp bir kenara attığı anlarda parlıyor.
Tecrübe ister ki durumu idare etsin, mevcudu korumaya alsın, dengeleri gözetip muhafaza etsin.
Ya eldeki avuçtaki yetmiyorsa, ya mevcut iyi değilse, ya halden memnun değilseniz?
Tecrübeye dayanarak ayakta durursunuz ama o da elinizi kolunuzu bağlar. Daha önce gitmediğiniz yeni bir yola yürüyemezsiniz tecrübeyle, büyük değişimlere kalkışacak cesareti bulamazsınız onda.
Kemal Kılıçdaroğlu, bastona tutunduğu elini boşa alıp yumruk şeklinde sıkmayı öğreniyor.
İstanbul İl Kongresi’ndeki konuşması, liderleşme sürecinde yeni bir merhaleydi.
‘Mülayim genel başkan’ imajını darmadağın eden şu ‘sertleşme’ cümlesine bakın:
“Yumuşak huylu bir insanım, her türlü eleştiriye saygılıyım. Ama partiye zarar verenleri, kusura bakmayın affetmem. Partide kavga istemiyorum.”
CHP, devridaim halinde kaynayan bir hizipler kazanı. İçerideki itiş kakışa son vermeden ileriye baktırmak, bu partiye mesafe aldırmak imkânsız.
Kılıçdaroğlu, CHP’lileri eski alışkanlıklarından vazgeçirmek için yumruğunu havaya kaldırdı, gerekirse indirmekten de çekinmeyecek gibi.
Diyor ki: “Dünya değişti, bizler de değişmek zorundayız. CHP’nin sosyal demokrasi anlayışının da değişmesi gerekiyor. Sosyal demokratların bir zihniyet devrimine ihtiyacı var.”
Başına geçtiği partinin siyasi geleneği için yüksek denebilecek bir farkındalık geliştiriyor.
CHP’ye neyin lazım geldiğini çok iyi anlamışa benziyor Kılıçdaroğlu.
Elini yumruk gibi sıkarken kürsüde yıldızlaşması bundan. Parladığı anların büyüsüyle gözleri kamaşır da ‘demir yumruk’ olmanın dayanılmaz cazibesine kapılmazsa tutturduğu yol, CHP’de gerçek bir zihniyet devrimine çıkar.
İhtiyat şerhi düşüyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun geçen haftaki grup toplantısında söyledikleri hâlâ kulaklarımda.
‘Bozuk süt’ münakaşasına değinirken CHP’ye eleştirel yaklaşan gazetecilere, “Onların görevi iktidarı değil muhalefeti eleştirmek” diye çıkışmıştı.
Medyadan rahatsız olmaya, eleştiriden hazzetmemeye iktidara gelmezden evvel, daha muhalefetteyken başlaması düşündürücü değil mi?
Yeni CHP, iktidar da dahil olmak üzere herkesten ve her şeyden çok eleştirilmeye muhtaç. Ekmek kadar, su kadar elzem bir ihtiyacı bu.
Tecrübenin dışına çıkmaktan, yeni deneyimlere açılmaktan nasıl korkmuyorsa eleştirilmekten de korkmamalı Kılıçdaroğlu.
Eleştirinin faydasını görür, zararını görmez muhalefet.
Hem, konuşulmanın, kaale alınmanın neresi kötü?
Bir fazla ya da bir eksik eleştirilmiş olmaktan öte, kaybedeceği ne var ki CHP’nin?