Kıyamet provası değil bu!

Dün, sel sularında kaybolan hayatlara bakarken, eski efsanelere gitti aklım. Kutsal metinlerde bize hikâye edilen ölümleri hatırladım.

Dün, sel sularında kaybolan hayatlara bakarken, eski efsanelere gitti aklım.
Kutsal metinlerde bize hikâye edilen ölümleri hatırladım.
Tır aracının içinde gecelerken, evde çoluk çocukla gaflet uykusunda, ya da işe götüren servis minibüsünde ansızın Azrail’e yakalananlar...
Bugün hala hayatta olabilirler miydi?
Yoksa, kaçınılmaz bir son muydu onlarınki?
***
Gökler, yere boşaldığında...
Sular, aniden kabardığında...
Dalgalar, göğe yükseldiğinde...
Denizler, dağları yuttuğunda...
İnsanlığın sonu gelir, gözlerimin önüne.
Tarihin ilk gerçek kıyamet provasıdır, Nuh Tufanı.
Hemen her dilde, her kültürde rastlarsınız, ‘Büyük Tufan’ söylencelerine.
Çok uzak bir mazide yaşanmış korkunç bir ölüm felaketinin acı hatıralarını, bugüne taşırlar.
 Yeri, vakti meçhul de kalsa, bilirsiniz ki yaşanmıştır böyle bir olay.
Efsaneler der ki; o kadar korkunçtur ki tufan...
Tanrılar bile, yaptıklarından pişman olmuştur.
Kuran’da olduğu gibi, Eski Ahit’in Tekvin bölümünde de anlatılır, Büyük Tufan hadisesi.
Tekvin, Yaratılış kitabıdır; ama yeryüzü tarihinin gördüğü en büyük yokoluş da orada yer alır.
Çünkü o kapkara günden sonra,  hayat yeniden başlar.
İnsanlığın dünyaya ikinci doğuşudur bu.
Adem’den sonra Nuh, insan soyunun ikinci babası olur.
Biri kurucuysa, diğeri de kurtarıcı atamız...
Nuh kıssasının bize verdiği çok yalın bir ders;
Tufan kıyameti, mukadder son değildir.
***
Tekvin’de şöyle anlatılır hadise;
“Ve Tanrı, Nuh’a dedi:
Önüme bütün beşerin sonu geldi. Çünkü onların sebebiyle yeryüzü zorbalıkla doldu.
Ve işte ben, onları yeryüzü ile birlikte yok edeceğim.’’
Tevrat’a göre, bütün canlı hayatı yok etme yemini etmiştir, Tanrı.
“Ve ben, işte ben, göklerin altında kendisinde hayat nefesi olan bütün beşerin sonunu getirmek için yeryüzü üzerine sular tufanı getiriyorum.
Yeryüzünde olanların hepsi ölecektir.’’
Sadece Nuh ve gemisindekiler kurtulur.
Sonra da Tanrı, Nuh ve beraberindekilere bir söz verir.
‘“Ve ahdimi sizinle sabit kılacağım; ve bütün beşer artık tufanın selleri ile kesilmeyecektir, ve yeryüzünü helak etmek için artık tufan olmayacaktır’’.
Tufan kıyametinin provası o kadar acıdır ki; insan, tanrısal korumaya alınır o günden sonra.
Soyu, bu sayede devam edecek...
Böyle yıkım, bir daha yaşanmayacaktır.
Yani, tufan ölümlerinden kaçış mümkündür.
***
Trakya’dan sonra İstanbul’u da vuran sel hadiseleri, hemen hemen aynı sözlerle yansıdı başlıklara.
‘Görülmemiş felaket’, ‘Tsunami gibi’, ‘Nuh tufanı gibi’ diyenler oldu.
TV ekranlarında izlediğim görüntüler korkunçtu, korkunç olmasına...
Ve fakat, mitolojik tufanlar kadar değil.
Oysa tanıkların anlatımları da, gördüklerimden çok daha şiddetli bir felakete işaret ediyordu.
Mesela Yenibosna’da işyeri selden etkilenen Abdurrahim Albayrak, bir TV’ye konuşuyordu.
Diyordu ki;
“Korkunç bir şey, anlatamam sana.
Bu, başka bir şeydi, dehşetti...Kimsenin yapabileceği bir şey yok...
Korkunçtu, sanki dünyanın sonu gelmişti...’’
Kuran’daki ilahi buyruğa uyup, yer suyunu yuttuğunda...
Ve gökte, geri çektiğinde...
O gerçekle başbaşa kalırsınız.
Demek ki; en büyük trajedi, ölümdür.