Kıyma kendine Atilla Dorsay!

Yıkılan binanın yerine yenisi, hatta belki aslına da uygun çok daha iyisi yapılır ama kıyılan bir ustanın yerine aynısı kolay yetişmiyor.

Gerçi, Kelebeğin Rüyası konusunda ters düşmüştük. Minimalist sinemayı, oynatılan figüran sayısının azlığı ya da çokluğuyla ilgili bir şey sanması beni şaşırtmıştı. Ama Atilla Dorsay, sinema eleştirmenlerinin piridir ve bilinsin ki Emek Sineması yıkılıyor diye kalemini bıraksın zinhar istemem.

Dorsay, Emek Sineması’na ilk kazma vurulduğu gün Sabah’ta yazmaya son vereceğini söylemişti. Ahdetmişti ki 45 yıldan sonra gazeteciliği bırakacak. Yeminine sadık kalacaktır şüphesiz. Zaten sözünün eri bir adam olarak çark etmeyeceğini her fırsatta tekrarlıyor.

Ancak benim temel şiarım, en az bina kadar içindekilere de sahip çıkmaktır. Emek Sineması, oraya dikilecek yeni binada korunacağına göre bu yıkımda asıl kurtarılması gereken içindekilerdir, yani sinema tarihimizin canlı abideleri, ayaklı müzeleri.

Yaşayan bir tarih olarak Atilla Dorsay’a açık çağrıda bulunuyorum. Kıyma kendine üstat! Yıkılan binanın yerine yenisi, hatta belki aslına da uygun çok daha iyisi yapılır ama kıyılan bir ustanın yerine aynısı kolay yetişmiyor. Gel yeniden düşün bu istifayı. Tarihi de olsa bir bina için kalemini feda etme, çünkü sen o binadan daha kıymetlisin.

Dorsay’ın protesto amaçlı meslekten istifa kararına mukabil aynı günlerde, aynı olaya ben başka bir açıdan bakmayı denemiştim. Emek Sineması’nın tarihine gösterdiğimiz özen ve saygının binde birinin, emektar sinemacılara gösterilmemesinden yakınmıştım. Mekânını yıkımdan kurtarmaya çalışırken sinemacının hoyratça yıkılmasına göz yumduğumuzu hatırlatmıştım.


Şöyle demiştim 24 Aralık 2011’de:

“Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri, yeni bir film yaptığı için hakarete uğruyor. O sineye çekse benim içime sinmez. En üzücü kısmı da serseri kurşunlara karşı yalnız bırakılması.

Yeni kuşak sinemacılar, eleştiri kılığındaki küstahlıklar karşısında Şerif Gören’i savunmadı, savunma basiretini sergileyemedi. Yakışmadı bu lakaytlık.

‘Ay Büyürken Uyuyamam’ için her şey söylenebilirdi ama ‘çöp’ de mi denmeliydi? Filmin kötü çekildiği düşünülebilir. Fakat hiç beğenilmese de emek var içinde, heyecan var!

Şerif Gören’in yeni kuşakla rekabete girmekten çekinmemesini, var olma mücadelesini, azmini, cesaretini, sinema tutkusunu da mı alkışlamayacaktık?

Kutlanacak bir başarı görülmeyebilir son işinde ama mahcup etmek veya bin pişman etmek zorunda da değildik. Ölçülü bir eleştiriyi, eski bir ustaya çok görmemeliydik.”

Özetle; Emek Sineması’nın tarihine verdiğimiz değeri, sinema tarihimizin büyük ustalarından esirgiyoruz. Emek Sineması’nı yaşatmak için çırpınırken emeği geçmiş ustaların süründürülmesine kayıtsız kalıyoruz. Ben işte buna yanıyorum.

Bir Deki olmak kaderimmiş



Hep Bay Deki kalacağım galiba. Günün gönüllü Bay Deki’liğine yine ben soyunuyorum çünkü. 2 yıl önce Şerif Gören için kullandığım sahiplenme kalıbını, bu kez Atilla Dorsay için söylüyorum. Tıpkısının aynı basımıyla hem de.

“Şerif Gören’e arka çıkmıyorsanız daha da bana Emek Sineması demeyin, sinemamızın tarihine saygıdan bahsetmeyin” demiştim.
Kendimi şöyle tekrarlıyorum: “Atilla Dorsay’a arka çıkmıyorsanız daha da bana Emek Sineması demeyin, sinemamızın tarihine saygıdan bahsetmeyin.”