Köpek düdüğü siyaseti

'Köpek düdüğü siyaseti' diyor İngilizler. Süleyman Demirel'in vaktiyle 'karnından konuşmak' şeklinde tarif ettiği halkla iletişim kanalına...

Müzakere karşıtı cephe, yine dahili hattan mesajlaşmaya başladı. İç haberleşme frekansına geçtiler.

Kapalı devre bir dil konuşuyorlar. Muhatabının anlayabileceği özel bir işaret dili. Asıl söylenmek istenen söze dökülmüyor tümüyle, mesaj kodlanarak veriliyor.

“PKK, Kanarya Sevenler Derneği mi sanki?” diye soruyor bir partinin sözcüsü.

“Dişe diş, kana kan” demiyor.

“İntikam da intikam” demiyor.

“Yok etmek varken ikna yoluyla PKK’nın dağdan indirilmesine kesinlikle karşıyım” lafı çıkmıyor ağzından.

“Sorunlar konuşularak çözülsün, terör illeti görüşülerek bertaraf edilsin istemiyorum” dediği de katiyen duyulmuyor.

Şifre anahtarı

Yine de hedef kitlenin elindeki şifre anahtarı sayesinde bunların hepsi anlaşılıyor o sözlerden.

Bir başka siyasetçi, eskiden terör örgütü lideri, bebek katili, bölücübaşı gibi sıfatlarla anılırken Öcalan’ın artık terfi edip saygı görmeye başladığına dikkat çekiyor. Ve şimdi neyin değiştiğini sormakla yetiniyor.

Ama söylediklerinin yanında açıkça söyleyemediklerini de anlıyor anlaması gerekenler.

Savaş tamtamları çalmadan, şiddeti doğrudan yüceltip kutsamadan, aralarındaki özel dille ulusalcı tabanı selamlıyor.

‘Bölücülüğün’ demokratik süreçlere katılarak siyasallaşmasını, dağa çıkıp silahlanmasından daha tehlikeli bulduğunu dışa vurmasa da olur. Lafın tamamını söylemeye ne hacet!

Tek yol olarak, dağdakilerin son teröriste kadar imhası şeklindeki klasik militarist ve savaşkan görüş kalıyor zaten.

Karnından konuşmak

İşte bilhassa seçilmiş muhatabın satır aralarında gizlenen muradı sökebileceği semboller, ses ve işaretlerle konuşmaya ‘köpek düdüğü siyaseti’ diyor İngilizler.

Süleyman Demirel’in vaktiyle ‘karnından konuşmak’ şeklinde tarif ettiği, çok gelişmiş politikacıların halkla iletişim kanalı...

Herkesin duyamayacağı bir frekanstan kendi seçmenine sesleniyor siyasetçi. Alıcı tarafındaki dekoder, o sesleri düz metne çevirip deşifre ediyor. Dekoder vazifesini, zihinlere yerleştirilmiş ideolojik bir kod çözücü görüyor.

Gerçekte ne istiyorlar?

Peki, barış çabalarına karşı çıkma gerekçelerini izah meşakkatinden kaçınmak için mi yan yollara sapıyor antimüzakereciler?

İmralı’yla görüşmelerden rahatsızlar. Müzakere yöntemine de temelli karşılar. Ancak tepkilerini doğrudan ifade etmeyip lafı dolandırıyorlar.

Ne isteyip ne istemediklerini açık ve yalın bir dille kamuoyuna bildirebilirlerdi.

Onun yerine kapalı ve şifreli bir dille asıl maksada göndermeler yapmayı tercih ediyorlar.

Neyi saklıyorlar, hangi sebepten ileri geliyor düşüncelerini şifreleme ihtiyacı?

Kodlanan mesajları açık bir şekilde dillendirirlerse durdukları yeri savunmakta zorlanacaklarından olabilir mi?