Kopya cinayetlerin izini sürmek...

Bir başbakanı öldürmek için, önce ne gerekir? Tetiği çekecek bir kiralık katil mi?

Bir başbakanı öldürmek için, önce ne gerekir?
Tetiği çekecek bir kiralık katil mi?
Bomba düzeneğini kuracak soğukkanlı bir cani mi?
Yoksa, bu laneti üstüne çekecek taşeron bir örgüt mü?
Geçen hafta, nereden başlandığına dair korkunç bir itirafa şahit olduk.
Fakat, birkaç haber dışında, kimse üstünde durmadı.
İtirafta bulunan, Abdullah Öcalan’dı.
Bazı devlet görevlileri, başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i öldürme planları yapmış.
Öcalan’dan da bu suikasti üstlenmesini istemişler.
İlk duyduğumda, Başbakan Erdoğan’a yönelik suikast planlarını hatırladım.
Bazıları hazırlık, bazıları girişim aşamasında önlenmişti.
Kütahya’da elinde namlusuna mermi sürülmüş silahla bir metre yakınına kadar giren suikastçi, tesadüfen yakalanmıştı.
Şimdi cezaevinde yatıyor.
Acaba başarsa, kim, hangi örgüt adına üstlenecekti?
***
Geçmişte akim kalan başka girişimler de yaşadık.
Ecevit’in, Özal’ın başına geldi.
Ama İtalya’da, böyle bir plan başarıya ulaştı.
İtalya’nın sağcı Başbakan’ı Aldo Moro,  Mart 1978’de öldürüldü.
Cinayeti, sol terör örgütü Kızıl Tugaylar üstlendi.
Aldo Moro kaçırılıp, 55 gün
rehin tutulmuş, bir türlü kurtarılamamıştı.
Güvenlik tedbiri olarak her gün değişen yol güzergahını Kızıl Tugaylar’ın nasıl öğrendiği,
hala bir sır.
Bugün, o eylemin arkasında Gladio adlı kontrgerilla örgütünün bulunduğu biliniyor.
Savcılar, devlet içinde yuvalanan bu kanlı örgüte ait yeraltı cephaneliklerini ortaya çıkardı.
Mafya ve P2 mason locasıyla ilişkilerini de çözdü.
Sancılı travmalar yaşadıktan sonra, İtalya, Gladio’dan böyle kurtuldu.
***
Bir itiraftan anlıyoruz ki,
Türkiye de benzer bir uçurumun kenarından dönmüş.
Bizde de kopya cinayetler tasarlanmış, eyleme dökülmüş...
Öcalan, bundan bir yıl önce İmralı’da, 125 sayfalık bir
dilekçe yazdı.
Şam’a gelen bazı resmi yetkililerden, ‘Çiller’i biz ödürelim, siz üstlenin’ teklifi aldığını...
Kabul etmediğini söylüyordu.
Dilekçeye el kondu, devlet sırrı rafına kaldırıldı.
Bir iddiaya göre, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz,
o dilekçeye ulaşıp okudu.
Öcalan’ın avukatlarından
Ömer Güneş, iddiayı doğruluyor.
Ama kimse oralı olmak istemedi.
Bu yazı için bekledim; günler geçti, şu saate kadar resmi bir açıklamaya rastlamadım.
Paravan örgütler, taşeronlar kullanan
bu gözü dönmüş adamlar kim?
Ne iş yapıyorlar?
Hangi karanlık amaçlara hizmet ediyorlar?
Ve en önemlisi, sağdan soldan
illegal örgütlerin işledikleri cinayetlerde, mafya infazlarında ne kadar parmakları var?
Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Özdemir Sabancı, Necip Hablemitoğlu, Danıştay baskını, Hrant Dink ve diğerleri...
Tetiği çekenleri belki...
Taşeron üstlenicileri belki...
Ama demokrasimizi istikrarsızlığa sürükleyen bu cinayetlerin arkasındaki gerçek azmettiricileri bilmiyoruz.
Bu karanlık yüzlere ışık tutulmadığı müddetçe, Türkiye
huzur bulamayacak.
Öyleyse, bünyemize yerleşen bu habis virüsten nasıl temizleneceğimiz belli demektir.
Yolun sonu gözüküyor artık.  
Bu iddianın izi, mutlaka sürülmeli...