Köşe komşunuzu iyi tanıyın!

Başbakan, kongre konuşmasıyla önemli bir tartışma başlattı.

Başbakan, kongre
konuşmasıyla önemli
bir tartışma başlattı.
Oradan yola çıkarak, bir tartışma da ben başlatıyorum.
Medyada kimin yeri, kimin yanı?
Haydi, herkes eline kalem kâğıt alıp, kendi sıralamasını yapsın.
***
Farz edin ki; evinizde özel bir kütüphaneniz var.
İçinde siyaset, kültür, edebiyat, medya ve benzeri başlıklar altında bölümler yer alıyor.
Kitaplarınızı, hangi ölçüye göre tasnif ederdiniz?
Alfabetik sıraya göre mi; konularına, ebatlarına bakarak mı, aralarında başka bir bağ
varsayarak mı?
Bu soruya verdiğiniz cevap, ‘kim olduğunuzu’ ve ‘farkınızı’ gösterir.
Çünkü, herkesin koleksiyonu kendisi için değerlidir.
Ama herkeste kopyaları bulunan kollektif bir koleksiyonsa elinizdeki, onu özel yapan kitaplığınızdaki dizilişidir.
Orada, birbirimizden ayrılırız.
Sıralama biçimimiz, hem bizi tarif eder, hem de sıraladıklarımızı.
Onları öyle bir dizeriz ki, kendimizle olduğu kadar, kendi aralarında da komşuluk, hatta akrabalık ilişkileri kurmuş oluruz.
Türkiye’ye mal olmuş değerlerimizi zihin raflarımızda nasıl etiketlediğimiz, onları hangi sıraya göre yan yana koyduğumuz da böyledir.
*** 
Başbakan, ‘Biri olmazsa eksiğiz’ diyerek, isimler sıraladı bize.
Medya alemi olarak biz de, hep birlikte o isimlerin peşine düştük.
Gazetelerde, birbirinden renkli ‘Kim, kimdir?’ sayfaları hazırlandı.
Kimimiz alternatif listeler
çıkarıp, ortaya koydu.
Başbakan’ın listesine ekleme yapanlar mı, dersiniz; oturup kendi listesini oluşturanlar mı?...
Hemen arkeolojik kazılara giriştik, ‘Türkiye’nin mozaiği’ çalışmalarına soyunduk.
‘Biz kimiz’i sanki yeniden bulmaya, gen haritamızı daha yeni keşfetmeye başlıyoruz.
Zaman zaman başımıza gelen faydalı hallerden biri...
Bu vesileyle, kendi gerçekliğimizi zihinlerimizde tekrar organize ediyoruz.
Kültür, sanat, edebiyat resmimizi aşağı yukarı çıkardık.
Başbakan’ın listesi;
“Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş, Pir Sultan Abdal, Hacı Bayram-ı Veli, Yunus Emre, Mevlana, Sabahat Akkiraz, Tatyos Efendi, Cem Karaca, Ahmet Kaya, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Said-i Nursi, Ahmed-i Hani...” diye gidiyordu.
CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu da isimlerden bir mozaik çizmiş.
Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Ziya Gökalp, Aşık Mahzuni Şerif, Cemil Meriç ve İdris-i Bitlisi’yi sayıyor.
Koordinatları aynı olduğuna göre,mozaiğin parçalarını daha da çoğaltmak mümkün.
Bu isimlerin hepsi Türkiye’ye ait, yani bizim gerçekliğimize.
Onları zihinlerimizde nasıl sıraladığımızsa, özel anlam dünyalarımızdaki karşılıklarını gösterir.
Yeter ki, hepimizin çalışma odasında sahiden de aynı
kitaplar bulunsun.
Onları, raflarına herkes kendince dizmiş...Varsın, olsun; ne yazar?
***
Taraf’ın pazar ekinde Halil Turhanlı, Aby Warburg’un tarihi kütüphanesine değinmişti.
Hamburg’lu zengin bir Yahudi çocuğu olan Warburg, 13 yaşından itibaren kitap toplamaya başlamış.
1929’da öldüğünde, 60 bin kitaplık bir kütüphane bırakmış ardında.
Turhanlı, diyordu ki;
“Kütüphanedeki kitaplar, alfabetik sıraya göre dizilmemiş ya da konuya göre kataloglandırılmamıştı.
Gerçekte eksantrik bir insanın çok özel koleksiyonu niteliğindeki bu kütüphane, kitaplar arasındaki komşuluk ilişkisine göre düzenlenmişti
Her kitap, bitişiğindeki kitabın, yani komşusunun içerdiği bilgileri tamamlıyordu.” 
***
Madem ki, mozaik tamamlama çabasına bir kez giriştik.
Gelin, özel kütüphanemizdeki ‘medya’ bölümünü de yeniden
tasnif edelim.
Gazeteler, TV’ler, köşeler ve yazarlar arasında, nasıl bir anlam akrabalığı kuruyoruz?
Kim, kimi tamamlıyor?
Yapalım ki, herkes yerini bilsin, köşe komşusunu iyi tanısın.
Var mısınız?