Küfretme hakkı engellenemezmiş

Futbolu devrim romantizmine alet edeceklermiş, o daha ne ki! Bu uğurda kullanılmayacak değer, feda edilmeyecek erdem yok.
Küfretme hakkı engellenemezmiş

Eskiden “Spora siyaseti karıştırmayalım” denirdi. Şimdi ‘out’ oldu.
Yeni moda, statlara siyaset sokup altını üstüne getirmeyi savunmak.
“Doya doya küfretme hakkımı geri istiyorum” demek, Gezi dolaylarında müthiş ‘in’ bir hareket.
“Sayıp sövmek benim en doğal hakkım, engellenemez” narası ise şu ara tek geçiliyor. En nihai trend.
Kulüpler taahhütname karşılığı bilet satıyor, bütün çığırtkanlık ondan.
Beşiktaş, 10 yıldır uyguluyormuş. Her yıl güncelleniyor tabii.
Bu senekinde “Toplumsal, siyasi ve ideolojik olaylara sebebiyet vermeyeceğimi, kimseye küfür ve hakaret etmeyeceğimi, siyasi slogan atmayacağımı taahhüt ediyorum” kabilinden bir metin imzalatılıyor.
Sen misin “Küfretme, stada siyaset sokma, futbolun kızıştırdığı taraftarı kendi içinde yandaş-muhalif diye bir de sen bölme, kızgın kalabalıkları siyasi takımlara ayırıp karşı karşıya getirme, zaten küfür ve şiddetten sabıkalı olan tribünlere yeni bir çatışma nedeni verme” diyen!..
Basıyorlar yaygarayı; baskı var, sindirme var, susturma var, küfretme hakkımız bizden alınıyor, en temel özgürlüğümüz kısıtlanıyor vesaire.
‘Demokrasi elden gitti gidiyor’ feryatları ta arşa yükseldi.
“Bilet gişesinde adam boğazlıyorlar, yetişin” demeye ramak kaldı.
Neymiş?
Küfretme hakkı, statlara siyaset sokma özgürlüğü istiyorlarmış.
Ters istikamette hareket eden bir demokrasi mücadelesinin son talepleri bunlar.
Gezi Parkı olmadı, şimdi de Kasımpaşa Stadı’ndan bir Tahrir Meydanı çıkarmaya çalışacaklar.
Sahada maç, tribünlerde ise devrimcilik oynanacak. Heves bu.
İşin buralara geleceği belliydi.
Gezi olaylarının başında, internette dolaştırılan bir metin vardı, hatırlayın.
‘Şehir Hareketleri ve Habitat Koalisyonu’ adına imzalanmıştı.
Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne çağrıda bulunuyordu.
Diyordu ki: “Barış ve dostluk, yüksek olimpiyat idealleridir. Taksim’de polis bu ideallere biber gazı sıkıyor. Onun için de Türkiye, 2020 olimpiyatları listesinden derhal çıkarılmalı. Aksi halde olimpiyat ruhu yara alacak, kendi idealleriyle çelişecek...”
Dudak uçuklatmıştı.
Türkiye’yi adaylıktan etmek için buradan yaklaşmak, insan hakları damarından girmek, suret-i haktan görünerek kulis çevirmek, güya aşırı sevmekten aleyhinde kampanya yapmak, ayağına çelme takmak sadece yeminli Türkiye düşmanlarının değil şeytanın bile aklına gelmezdi.
“İktidar zarar görsün, AK Parti tez elden gitsin de ne olursa olsun, isterse Türkiye batsın” diyen bir kafanın marifeti işte.
Her yol mubah, her şey serbest.
Futbolu devrim romantizmine alet edeceklermiş, o daha ne ki!
Bu uğurda kullanılmayacak değer, feda edilmeyecek erdem yok.
Akılları sıra holiganlardan bir devrimci ordusu yaratacaklar.
Spor bahane, siyaset şahane vesselam.