Kürt açılımına giriş

Siyasette beklentileri yönetmek, en mühim iştir. İnisiyatif kapmanız ya da kaybetmeniz, buna bağlı.

Siyasette beklentileri yönetmek, en mühim iştir.
İnisiyatif kapmanız ya da kaybetmeniz, buna bağlı.
Hükümet, stratejik bir hamle yaptı.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın dünkü açıklaması, ‘Kürt açılımına giriş’ mahiyetindeydi.
İzleyecekleri ‘üslup ve yöntem’ üzerine kurdu, açıklamasını.
Ve, çözüm iradesine sahip olduklarına dair güçlü bir mesaj verdi.
Bu niyet beyanı hem şık durdu, hem kritik bir fonksiyon icra etti.
Hükümet, böylece ön almış oldu.
Çözümün adresi, şek şüphe götürmez biçimde ortadadır artık.
Buna mukabil, muhalefet cephesinde durum nedir?
Gelin, ona da bakalım.
***
Beşir Atalay’ın çıkışı, muhalefeti de ‘turnusol kâğıdı’ testine soktu.
Fakat ilk gün sonuçları, pek parlak değil.
CHP adına Onur Öymen, açıklamayı muğlak buldu.
Terör örgütü silah bıraktıktan sonra neler olacağını, anlatmıyormuş.
Hükümet, ne yaptığını bilmiyormuş.
‘Bu durumda CHP ne yapsın?’ demeye getiriyor.
MHP’nin tavrı da bundan farksız...
Oktay Vural, keskin laflar etti.
‘Katkılarımızı bekliyorlarmış’, dedi.
‘Siz, önce terörü nasıl cesaretlendirdiğinize bakın’ diye, tersledi.
‘Çok tehlikeli bir süreç’ deyip, uyardı.
‘Neye mutabakat olacak?’ diye sordu.
Neler söyledi, neler...Ama hepsi tanıdık argümanlar, tek yeni kelime yok.
Belli ki muhalefet, çok hazırlıksız yakalandı.
Hayret değil mi?
Sadece DTP’den cesur sesler yükseldi.
Sırrı Sakık, ‘Geçmişe takılıp kalmayacağız’ dedi, mesela...
Açıklamayı ‘iyi niyetli’ bulmuşlar...
DTP, çözümün ete kemiğe bürünmesi için üzerine düşeni yapacakmış.
***
Yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Dar anlamda terörle mücadelede, daha geniş çerçevede de Kürt meselesinde yeni bir evreye geçiyoruz.
Herkes elini taşın altına sokmadıkça, başarmamız mümkün görünmüyor.
Eski pozisyonlar, bundan böyle geçersiz.
Ne reel-politik, ne de toplumsal karşılıkları var.
Pozisyonlar, öyle ya da böyle yeniden şekillenecektir.
Değişime ayak direyen, kendi kaybedecek...
Kalk borusu çaldı bir kez, eskiye dönüş muhal.
En az hükümet kadar, sürece dahil diğer aktörler de, kendileri hakkındaki beklentileri yönetmek mecburiyetinde kalacaklar.
Önlerindeki basit gerçek şudur;
Erken kalkan, çok yol alır.
Sunduğunuz siyasi ürün pazar kaybettiyse, yenilemek kaçınılmazdır.
Ya, rakiplerinizin inisiyatifiyle oluşan ‘talep’e hitap edeceksiniz.
Ya da, kendi talebinizi kendiniz yaratacaksınız.
Arz edecek yeni ürününüz varsa tabi.
Veyahut, mağlup olarak rekabetten çekilme şartları sizi bekliyor...
***
Bu oyun, döne döne ‘bina okuyarak’ oynanmaz.
Çünkü stratejik zekâsını kaybedenler, bunu uzun süre halktan saklayamazlar.
Terörle mücadele ve Kürt meselesi gibi hayati sorunlarımızı konuşuyoruz.
Muhalefet siyaseti, yalnız ve yalnızca hükümetin ağzından çıkacaklara bakarak mı yapılır?
Bundan kolay ne var, harcı alem iştir;
Hükümet ne diyorsa, çıkar tersini söylersin...
Geçmişten tevarüs ettiğimiz ‘istemezükçü’ bir siyasi damara sahibiz...
Ne var ki bünyemizde, damar yetmezliği sorunları, baş göstermeye başladı.
Tıkanma noktasına geldik.
Muhalefet, kendini yaşatmanın yeni yollarını bulmak zorunda.
Her söyleneni reddetmek, mahkûm etmeye kalkışmak yol olmaktan çıktı.
Kendi çözüm perspektiflerini geliştirebilirlerse, belki...
Eli kulağında, çok değil, kısa zamanda  göreceğiz.