Kürt beyi Abdülmelik Fırat

Onu, ellerindeki kelepçeyle hatırlıyorum. Bir kanun kaçağı gibi tutmuş, götürüyorlar.

Onu, ellerindeki kelepçeyle hatırlıyorum.
Bir kanun kaçağı gibi tutmuş, götürüyorlar.
Sukûnetini koruyor ama, kim bilir, içinde ne fırtınalar kopuyor.
İncinmiş, kırılmış, gücenmiş...Sonrasında anlatmıştı ya hepsini.
Sürgünler görmüş, cezaevlerinde yatmış, idamla yargılanmış ve artık geçmişi unutmaya, her şeyi geride bırakmaya hazırken...
Reva görülen muameleyi hazmedemiyordu bir türlü.
Yeni bir başlangıçtan, kardeşlikten bahsederken, arkadan vurulmuştu sanki.
Abdülmelik Bey, o son fotoğrafın açtığı yaralar sarılmadan gitti.
Buruktu, öyle gitti...
***
TV’de vefat haberini izliyorum.
Ekrandaki yazıda, ‘Hak-Par Lideri Öldü’ diyorlar.
Abdülmelik Fırat’ın dünya nöbeti bitmiş.
79 yıl önce Erzurum’da başlayan hayatı, Ankara’da bir hastane odasında son bulmuş.
Bolca, ‘Kimdir?’ bilgileri veriliyor.
‘Abdülmelik Fırat, sahiden de kimdir?’, diye düşündüm.
Herkes, ardından çok farklı şeyler söyleyebilir.
Siyasi macerasını, söylemini, duruşunu beğenen de çıkabilir, beğenmeyen de.
Ne de olsa, çıkmaz mürekkeple damgalanmış bir ailenin varisidir.
Onun için, bugün siyasi kişiliğini bir kenara bırakıyorum.
Hangi görüşlerine katılmadığımı, başka zamana erteliyorum.
Benim için hazin bir hikâyedir.
‘Görmediğim eza, cefa kalmadı’ demeye hakkı olanlardan biridir, çünkü.
Vakur bir ‘Kürt Beyi’dir.
Aristokrattır ama, geleneklerini oradan oraya taşıyarak yaşatabilmiş ebedi sürgün bir ailedendir.
Takrir-i Sükun’u, Mecburi İskân Kanunu’nu erken yaşlarda tecrübe etmiş...
İlk mektep öncesine denk gelen ‘ikinci sürgün’de, ailesinden, ilk göçün acı hatıralarını dinleyerek büyümüş...
‘Öz yurdunda garip, öz vatanında parya’dır.
Benliği gurbette şekillenmiş; yokluk, mahrumiyet nedir, o yaşlarda bilmiş...
Okumuş, umur görmüş bir bilge kişidir.
Her şeye rağmen, öfkesini yenmiş bir vicdan sahibidir.
Birçok acıyla bileylendiği halde, hayatla barış yapmış biri.
Sukûnetini korurken, hak ve adalet aramaktan da vazgeçmemiş...
Sürgün günlerinde, boş zamanlarını satranç oynayarak geçirmiş bir çocuk...
Yalnızlığını, yeni diller öğrenerek gidermeye çalışmış bir delikanlı...
Kürtçe, Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca dillerine vakıf bir münevverdir.
İsmet Paşa’yla satranç oynamış genç bir siyasetçi...
Menderes’le Yassıada’da yargılanmış bir demokrat...
Ahir ömründe ellerine kelepçe vurulmuş mağrur bir ihtiyardır.
***
O fotoğrafı unutmam imkânsız.
Belleğime öyle kazınmış ki...
Şimdi onu uğurlarken bile, gözümün önünden gitmiyor.
Abdülmelik bey; Şeyh Sait’in doğmamış torunudur, sürgündeki çocuktur, İsmet Paşa’nın satranç arkadaşı, Menderes’in idamlık suç ortağıdır.
Ama en çok da, ellerine kelepçe vurulmuş, ruhu yaralı bir Kürt Beyi’dir.
İzzet-i nefsine dokunulmuş vakur bir adamdır.
Varlığından şikâyetçi olanlara bile, yokluğunu hissettirecek biri.