Kürt meselesini tartışma tekniğimiz

Son 2 haftadır hararetimi-zi yükselten tartışmanın özü nedir? Kıyasıya münakaşasına giriştik, her tarafını bir daha ölçüp biçtik, ama bence esasını kaçırıyoruz.

Son 2 haftadır hararetimi-zi yükselten tartışmanın özü nedir?
Kıyasıya münakaşasına giriştik, her tarafını bir daha ölçüp biçtik, ama bence esasını kaçırıyoruz.
Çünkü, tartışmaya gene doğru bir yerden başlamadık.
‘En son söylenecekleri, en başta kim konuşacak bakalım?’ diye yarışmıyoruz ki.
Vakıa, bu konuda söylenmedik pek bir söz de kalmadı.
Neden, hâlâ nereden başlanacağını bilmiyoruz?
Belki huyumuz böyle, belki başka türlüsünü beceremiyoruz.
Fakat iyi etmiyoruz.
Hazır elimiz değmişken, tulum çıkarabilirmişiz...
Bir seferde tamamını halledip geçebilirmişiz gibi geliyor.
Öyle tartışıyoruz.
İyi de en çetrefilli, en çetin, en girift sorunumuz bu.
Parmaklarımızı şıplatarak sihirli bir el hareketiyle çözebilecek olsak, bugüne kalır mıydı?
***
Aslında çok fazla konuşarak, enine boyuna tartışarak da bu sorunu aşamayacağımız aşikar.
Ancak sükûnetle, soğukkanlılıkla, konuşmaktan çok anlamaya çalışarak yol alabiliriz.
Ve bilmeliyiz ki, bir şey bütünüyle elde edilemiyorsa, bütün bütün terk de edilmez.
Bazı sorunların ideal çözümü yoktur.
Hayat, yaşanmış acılar, geçmişin hoyratlıkları, haksızlıkları...
Hepsi bir olup getirir, kucağımıza bırakır, o sorunları.
Kimin haklı, kimin haksız olduğu nokta, çoktan geçilmiştir.
Artık oraya takılıp kalmanın hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.
Herkesin payına ortak geçmişten bir parça düşer.
Ve eğer herkes, kendi payına düşeni sineye çekecek olgunluğa eriştiyse, ancak o zaman ‘çözümün şartları hazır’ demektir.
Bunun emarelerini henüz gösteremiyoruz.
Hiçbirimiz, kendi acılarını gömeceği kabirler açmıyor daha.
Çözüm istiyorsak, elimize manevi kazma kürekler alıp, oradan başlamalıyız işe.
Yoksa birbirimize laf yetiştirmenin, cerbezeli nutuklar atmanın, ağız dalaşına girmenin sonu yok.
Önce, kendimizi ikna edelim.
Gerçekten çözüme hazır mıyız?
Kendi payımıza düşen duygusal, ideolojik, siyasi ya da hamasi fedakârlığa baştan razı mıyız?
***
Kürt meselesinde ‘yol haritası’ arıyoruz.
Başbakan’ın açıklamalarından anladık ki hükümet, derli toplu bir hazırlık yapıyor.
Beklerken, tartışmayı da sürdüreceğiz.
Şu saate kadar, gözümüzü en zora, nihai safhaya dikerek bahsi açtık.
Doğrusu, kolaydan zor olana doğru bir sıra takip etmektir.
Sorunu parçalara bölüp, tek tek üstesinden gelmenin çarelerine bakmalı.
İdealize ettiğimiz formüller sonuç üretmiyorsa, şartları zorla zihnimize uydurmaya çalışmak nafile...
Belki formülümüz yanlıştır, olamaz mı?
Dışımızdaki şartlar yerine, bu kez kendimizi gözden geçirmeyi denemeliyiz.
Nihai hedefe, ara sonuçlarla ulaşılabileceğini hiç aklımızdan çıkarmadan...
Dağcılar, Everest zirvesine tırmanmak için Himalayalar’ın sırtındaki kaç Olemp Dağı’nda çadır kuruyor?
Bizim görünen ilk mola tepemiz, terör örgütünün silahsızlandırılmasıdır.
Kültürel haklar, özgürlükler ne bugünün, ne yarının işi...
Demokratik eksikliklerden bu ülkedeki herkes nasibini aldı.
Kürtler, azın daha da azıyla yetinmek zorunda bırakıldılar, o da doğru.
Ancak, düne kadar hayal edemediğimiz açılımlar yaşadık.
Umutlanmak için, şimdi daha çok sebebimiz var.
Arkasını mutlaka getirmeli, azı mutlaka çoğaltmalıyız.
Şükür ki, terörle hak arama yolunun sonuna geliyoruz.
Burdan sonrası için yeni bir yol açmak zorundayız.
Bir ‘çıkış yolu’...
Ama sabırla, sırayla...
Zira bu basamaklar, tek tek çıkılır.