Kürtçe Kuran açılımı

Ahaliye soruyorum; farkında mısınız, olup bitenlerin? Diyanet İşleri Başkanlığı?nda bir zihniyet devrimi yaşanıyor.

Ahaliye soruyorum; farkında mısınız, olup bitenlerin?
Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bir zihniyet devrimi yaşanıyor.
Haberiniz var mı?
Diyarbakır Ulu Cami’deki
Kürtçe mevlid, onların işi.
Nasıl oldu da... dememe kalmadan...
Öğrendim ki, dahası varmış.
Kürtçe Kuran meali için de
düğmeye basılmış.
Niyetlendikleri daha önce efkâr-ı umumiyemize yansımıştı da...
Lafta kalır, diye düşünmüştüm.
Ne de olsa cesaret ister.
Bilhassa ‘tutuculuğu’ doğasından gelen bir kurumsa mevzu bahis...
Bilhassa Diyanet İşleri’nden söz ediyorsak...
Ama öyle
olmadı, işte.
Meğer, muhtaç oldukları cesaret bünyelerinde mevcutmuş.
Meğer, lazım olan vizyona da, dirayete de sahiplermiş.
İnanması zor
ama gerçek.
İşte benden duyun.
Kürtçe Kuran meali çalışmaları başlamış.
Başladı mı bir kere, arkası
nasılsa gelir  diyorum.
***
Bu açılım hangi ihtiyaçtan doğdu?
Bazen din, bazen töre kisvesine bürünen şeyden!
Cehaletten, cehaletten, kara cehaletten...
Bağnazlık oradan beslenmiyor mu?
Terör oradan...şiddet oradan...
Namus cinayetleri de oradan...
Geç bile kalındı; hem de çok geç.
***
Azerice Kuran meali...
Tatarca, Gürcü dilinde, Almanca.. oluyor da, Kürtçe niye olmasın?
Bu soruyu ben değil,
Diyanet İşleri soruyor.
İyi ki de sormuşlar.
Kendi coğrafyamızda, eksik
görülen her dilde, her lehçede meal çalışması planlıyorlar.
Kendi vatandaşlarımızın
dilini mi unutacaklardı!
Çeviri için Kürtçe’nin
imkânlarını inceliyorlarmış.
Bu yolda zorluklar, mukadder.
Latin alfabesinde her sese karşılık bulmak...
Her lehçede okunabilecek bir
yazı Kürtçesi yakalamak...
Ama imkânsız değil.
***
Diyanet’in elinde Kürtçe meal
örnekleri var.
Hepsi 2000’li yıllarda basılmış.
Biri, Nubihar yayınlarının üç imzalı meali. Hepsi ‘mele’ yani Kürt mollası...
Diğeri, ‘Meala Firuz’, yani Firuz’un meali.
Bir diğeri, Abdullah Varlı’nın ‘Kuran’ı Kerim ve Kürtçe Meali’. Kapağı Türkçe, meal metni ise Latin ve Arap olarak çift alfabeli.
Sonuncusu ise, Mele
Muhammed’in meali.
Diyanet İşleri Başkanlığı
uzmanları, şimdi bu dört meali mukayeseli olarak okuyor.
Hem içerik, hem dil
bakımından inceliyor.
Bu çalışmadan Diyanet onaylı bir Kürtçe meal çıkacak.
Bence, Diyanet İşleri
Başkanlığı, kendini aştı.
Hayırlı olsun!...

Demirel, kendine inanıyor mu ki?...
28 Şubat 1997’de...
Süleyman Demirel, devrin Cumhurbaşkanı’ydı.
Soru şu:
Demokrasiyi ‘yaralı’ kurtaran adam mıydı?
Yoksa ‘soft’ darbenin ‘kudretli efendisi’ mi?
Müdafaasını Vatan gazetesinde veriyor.
Söz savunmanın dedik amma velakin...
Gelin görün ki, dayanmak ne mümkün!
Dünkü bölümde, Yalım Erez’e verdiğini Çiller’den niçin esirgediğini anlatıyor.
Ona bakın, ne dediğimi anlarsınız.
Erez, Meclis’te kendini temsil eden bir ‘ferd-i münferit’...
İşte ona,  ‘hükümet kurma’ görevi vermiş, ‘hükümet’i değil.
Sanki Refahyol’u arkasına alan Çiller, başka bir şey mi istemişti ki?
Klasik Demirel’i dinliyoruz.
Bildiğiniz gibi yani...
***
Bakın savunmasının ilk iki günü nasıl geçti:
‘En iyi savunma, saldırıdır’ taktiğiyle...
28 Şubat’ta askerin neden haklı olduğuna deliller getirdi.
Hariciye konutunda tarikatçılara iftar verdiği..
Kayseri Belediye Başkanı o lafları ettiği...
Taksim’e cami istendiği...
Sincan’da Kudüs gecesi düzenlendiği...
Halk, her akşam bir dakika karanlık eylemi yaptığı için...
Erbakan, darbeyi hak etmişti...
Aynı Demirel, aynı mülakatta ‘el-tekraru ahsen, velev kane yüz seksen’ diyerek...
“‘Allah’tan korkun” buyurdu; “bunun nesi, darbe!’’
Sincan’da yürüyen tanklardan haberi olsa, durdururmuş.
Erbakan’ı kimse istifaya zorlamamış.
28 Şubat’ta kimin elinden ertesi gün hükümet alınmış ki...
4 ay sonra alınca darbe sayılmıyormuş.
Demokratik olarak gitmiş.
Darbeciler gelip de idareye el koymamış.
Kimsenin de kılına dokunulmamış.
Kendisi de, Erbakan’ın iade ettiği görevi Çiller’e vermeyerek, doğruyu yapmış.
***
Eğer, dediğiniz gibiyse...
Eğer, Erbakan’ın gitmesinin 28 Şubat’la alakası yoksa...
Sayın Demirel, 18 Haziran bir ‘köşk darbesi’ miydi, peki?
Havada ikmale yeltenen Refahyol’u, siz mi düşürdünüz, o zaman?
Öyleyse, gerekçelerini biliyoruz...
Uzun uzun anlatmışsınız zaten...
Tekrar zahmet etmeyin.
Evet, demeniz kafi.
***
Mülakattan öğreniyoruz ki...
Genelkurmay Başkanı’na, ‘sen işine bak’ diyemezmiş.
Sonra hesabını veremez, orada oturma hakkını kaybedermiş.
Hem suçlu asker değilmiş ki, hükümetmiş...
Medya da bunu yazıyormuş, zaten...
Bütün bunlara bakıp, tekrar soruyorum:
Demirel, Türkiye’yi 28 Şubat’ta mutlak bir darbeden kurtardı mı?
Yoksa, ‘tavşana kaç, tazıya tut’u mu oynadı?
Haberiniz ola!...
Kendi cevabı bile, muğlakken...
Biz, nasıl helalleşeceğiz, bu vicdan mahkemesinde?
Söyleyin!..