Liberallerle muhafazakârların yılı

Ulusalcıları, Kemalistleri, askeri vesayet yanlılarını ayıkladıktan sonra geriye ne kalıyor sol siyasetten?

Geçen seneyi, kıyasıya bir liberal-muhafazakâr çatışmasıyla bitirdik. Niye kavgaya tutuştular ve sonuç ne olur, ayrı bahis. Ancak liberallerle muhafazakârları doğru tanıdığımızdan şüpheliyim.

Siyasi fikirleri nedir? Kime liberal, kime muhafazakâr denir? Hangisi daha radikaldir? Gelin, yerli yerine oturtalım.
Aynı kavganın Amerikan versiyonu, tarafları yakından tanımamıza yardımcı olabilir.

Paul Krugman, New York Times’ın bol ödüllü iktisat yazarı. ‘Bir Liberalin Vicdanı’ adlı meşhur kitabında, vicdanını Amerikan muhafazakârlığına doğrultuyor. Cumhuriyetçi Parti’ye esaslı bir saldırı bu.

Diyor ki Krugman: National Review, 1957’de, Güneyli siyahları vatandaşlık haklarından mahrum bırakmayı öneren bir başyazı yayımlamıştı. Şöyleydi:

“Beyazların sayısal üstünlüğe sahip olmadıkları bölgelerde siyasal ve kültürel egemenliği kaybetmemek için önlem alma hakkı vardır. Çünkü şu anda gelişkin ırk, beyazlardır.

Çoğunluk yanlış bir şey istediğinde, çoğunluğa engel olmak demokratik değilse bile öğreticidir. Toplumu geriye götürecek talepler sayısal çoğunluktan gelirse boyun eğilemez.

Sayısal azınlık, egemenlik kurmak için gerekirse şiddete başvurmayı dahi göze almalıdır. Medeniyetin bekası için kaçınılmaz bir görevdir bu.”

Gerçi bizdeki ‘bidon kafalı’ edebiyatına, yani ulusalcı sol yaklaşıma daha çok uyuyor bu fikirler. Fakat Amerika’da, muhafazakâr sağın hanesine yazılı.

Krugman, muhafazakâr siyasetin ciğerlerini sökmekte kararlı. Devam ediyor:

“21. yüzyıl başlarında, Amerika’da açıkça görülen paradokslardan biridir. Kendimize liberal diyen bizler ciddi ölçüde muhafazakârken kendilerine muhafazakâr diyenler çoğu açıdan radikal.

Liberaller, orta sınıf toplumunu eski haline getirmeye çalışırken muhafazakârlar yüz yıllık geçmişi yok edip bizi ‘Yaldızlı Çağ’a geri götürmek istiyor.

Liberaller, demokrasiye ve hukuka sıkı sıkıya bağlıyken muhafazakârlar başkana diktatör yetkileri verilmesini destekliyor ve insanları yargısız infazla hapse atıp işkenceden geçiren Bush yönetimini alkışlıyorlar.”

İnanmış bir solcu, sadık bir Demokrat Partili, vicdanlı bir Amerikan liberali Krugman. Biraz da hayıflanarak anlatıyor:
“Zamanımızın tuhaf simyası, Demokratları bir biçimde ülkenin gerçek muhafazakâr partisine dönüştürdü.

Cumhuriyetçiler ise aksine radikal bir parti gibi davranıyor.

Muhafazakâr hareket, Güneyli beyazların siyahları vatandaşlık haklarından mahrum etmesini savunduğu günlerden bu yana antidemokratik ve otoriter rejim hayranıdır. Bu despotik tutum asla değişmemiştir.

11 Eylül’den sonra muhafazakârlar, başkana en ufak bir eleştiriyi dahi vatana ihanetle eş tutar olmuştur.

Günümüz Amerikası’nda liberaller, daima vatandaşlık haklarından herkesi yararlandırmaya çalışırken muhafazakârlar, daima bazı vatandaşların oy hakkını engelleme çabasında olmuşlardır.”

Ulusalcıları, Kemalistleri, askeri vesayet yanlılarını ayıkladıktan sonra geriye ne kalıyor sol siyasetten? Özgürlükçü fikriyatı kim sahipleniyor? Sizce muhafazakâr sağ kim, liberal sol kim oluyor Türkiye’de?

Bana kalırsa liberallik de muhafazakârlık da katıksız ve saf haliyle yok bizde. Az muhafazakâr, az liberal şeklindeki birbirine karışmış melez formları bulunuyor.