Meclis Başkanlığı'nda taktik yarışları

Önümüz, Meclis Başkanlığı seçimleri... Epeydir, alttan alta kazanlar kaynıyor.

Önümüz, Meclis Başkanlığı seçimleri...
Epeydir, alttan alta kazanlar kaynıyor.
Adı konmamış bir yarış, çoktan başladı.
Aslında her milletvekilinin gönlünde yatan koltuklardan biridir, Meclis Başkanlığı.
Talibi çok olur, ama çoklar içinden yalnızca biri oraya seçilir.
O1 numaraları kırmızı plaka, bu kez kime çıkacak?
***
Adayları biliyorsunuz, son günlerde muhtemel isimlerin hepsi aleniyet kazandı.
Elimde, mevcutlara ilave edecek yeni bir isim yok.
Fakat size, bu yarışta hangi taktiklerin kullanıldığını anlatabilirim.
Adayları, izledikleri taktiklere göre, iki gruba ayrılmış görüyorum.
Bilesiniz ki, ‘entrika’ tabirini kullanmaktan özellikle kaçınıyorum.
Yine de birinci grup, ‘tipik Ankara oyunları’nı benimseyenlerden oluşuyor.
Ben onlara, ‘vurup geçmeyi deneyenler’, diyorum.
İşitiyorum ki Salih Kapusuz, bu yola erken çıkanlardan...
CHP ile MHP grupları üzerinden gelerek kendi partisinin desteğini sağlamaya çalışıyor.
Merkezi, çevreden kuşatma taktiğidir, bu.
Ve arkasında CHP ile MHP’nin desteğini bulursa, parti iradesini dinlemeyip, aradan sıyrılmaya çalışacak, demektir. 
Diğer grupta ise, Köksal Toptan, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik ve Burhan Kuzu yer alıyor.
Bu gruba giren adaylar, ‘yol verilirse’ taktiğine sıkı sıkıya bağlı...
Yani, açıktan talip değiller, milletvekilleri üzerinde tek tek kampanya yürütmüyorlar.
Şayet kendi gruplarının iradesiyle aday gösterilirlerse, ortaya çıkmayı düşünüyorlar.
Ancak ondan sonra, merkezden çevreye açılıp, diğerlerinin desteğini arayacaklar...
***
Bence, sanıldığı gibi bu yarışta ‘eş durumu’, belirleyici bir faktör de değil.
Köksal Toptan tekrar aday olmazsa, Cemil Çiçek ve Hüseyin Çelik’in şanslarını yüksek görüyorum.
Tabii eğer, henüz görünür olmayan sürpriz bir isim karşımıza çıkmazsa... Ki, zayıf ihtimal değildir.
Artık son viraja giriyoruz.
4 Ağustos’ta TBMM, başkanını seçmek için toplanacak.
Bakalım, hangi taktik kazanacak!

Bolu beyi fenomeni
Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar, çıkış üstüne çıkış yapıyor.
Son vukuatı şu;
Kişisel web sitesinde, kişisel görüşlerini serdetmiş.
Dünkü Vatan Gazetesi’nde birinci sayfa haberiydi.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminden, sivil-asker ilişkilerine kadar bütün netameli konulara destursuz girip...
MGK’nın kaldırılmasını, darbe anayasasının değişmesini, cümle darbecilerin yargılanmasını talep ediyor.
İrad ettiği nutuklar, keskin ve pervasız...
‘Jakoben bürokrasinin paşa gönlünden koptuğu kadar değil, sonuna kadar demokrasi’ sloganını şiar edinmiş.
Hatırlarsanız, Abant Platformu toplantısındaki konuşmasıyla dikkatleri üzerine çekmişti.
“Demokratik hayatımıza tecavüz eden darbecileri yargılayamadık, hesap soramadık” diye dert yanmıştı.
Obama’nın seçim sloganı ‘Yes we can’le, salona coşku vermişti.
O gün, bugündür kâh mülakâtlarla, kâh internetten ses vererek ricit çıkışlarını sürdürdü.
Daha şimdiden bir fenomen haline geldi.
***
Heyecanlı bir demokrasi âşığı olduğu kesin!...
Ama gerisinden emin değilim.
Sıradışı bir vali mi olmak istiyor?
Yoksa, yeni bir ‘Bolu beyi’ efsanesi mi?
Açık söylüyorum; görüşlerinin birçoğuna katılabilirim...
Ama bir valinin, her konuda ‘siyasetçi ağzıyla’ ahkâm kesmesini doğru bulmuyorum.
Bu elbise, bize birkaç beden bol gelir.
Demokrasi için ödeyelim, tamam...
Ama, yeni bir ‘demokrasi kahramanı’ için de bedel ödememiz şart mı?