Meclis'te sınıfsal uyanış

Millet yeni bir anayasa istedi, onun hatırına bile uzlaşamadılar. Ama milletvekili hakları için dört partinin dördü de önkoşulsuz bir araya geldi.

Siyasetçimizde sınıf bilinci yoktu. Bu yüzden çok eleştirdim onları.
İktidarı alaşağı edecek diye askeri müdahalelere bile çanak tutardı muhalefet.
Gerekirse demokrasinin topyekûn askıya alınmasına da razı olurlardı. O kadar yan gözle bakarlardı birbirlerine.
Politika esnafı, her seferinde bindiği dalı keserdi ama olsun. Yeter ki siyasi hasmına yâr olmasındı.
Birbirleriyle dayanışmaya gireceklerine demokrasinin düşmanlarıyla dayanışırlardı.
Bu manada bir sınıf dayanışması, siyasetçimizde doğru dürüst hiç olmadı.
Kendi sınıfından olanı korumamak, siyasetçinin şanındandı neredeyse.
Yıllar yılı böyle geldi. Ama işaretler belirdi ki artık böyle gitmeyecek.
Siyaset erbabında bariz bir sınıf bilinci yeşermeye başladı.
Görüyoruz ki Meclis’te yeni bir dayanışma ruhu gelişiyor.
Terör belasına son verme amacı, onları bir araya getiremedi.
Millet yeni bir anayasa istedi, onun hatırına bile uzlaşamadılar.
Ama milletvekillerinin muktesep hakları için dört partinin dördü de önkoşulsuz bir araya geldi.
“Sınıfsal çıkarlar mevzubahisse gerisi teferruattır” dediler, bu anlayışta tereddütsüz birleştiler.
AK Parti’si, CHP’si, MHP’si, BDP’si mümkün müydü aynı duaya amin desin?
Herhangi bir dava değildi lakin bu.
Gerçek bir sınıf bilinci, ancak sınıf çıkarları etrafında gelişebilirdi.
Öyle de oldu.

Hep bir ağızdan güç birliği ettiler ki bir kere milletvekili seçilen bir daha hak kaybına uğramayacak.
Üç aylık peşin maaşı, trafikte geçiş üstünlüğü, ailece kırmızı pasaportu, temsil harcamaları vesairesi ömür boyu kazanılmış hak olacak.
Kanunla garanti edilecek ki bir dönem vekillik yapandan kimse bir daha statüsünü geri alamayacak.
Hepsi Meclis’in koruması altında. Hepsine de helali hoş olsun!
Siyasetçiyi, gelecek kaygısıyla namerde muhtaç etmemek boynumuzun borcu olsun.
Ancak madem bir sınıf bilincine kavuştular, siyasetçinin çıkarları kadar itibarını da korumalarını bekleyebiliriz onlardan.
Önlerinde bir engel kalmadı.
Sıradaki ilk iş, şu yeni anayasa meselesine de hep birlikte el atsınlar.
Velinimetleri olan demokrasiyi de aynı dayanışma ruhuyla vesayetten kurtarsınlar.
Milletin de geleceği garantide olsun, onlarınki de.


Dağdakiler ve bizim Deki’ler
Murat Karayılan, 8 Mayıs’ta çekilmenin başlayacağını ilan etmişti.
Ancak beraberinde de demişti ki gizlilik esasına göre olacak, gerilla tedbir ve disiplini içinde olacak, çıkışları da aynen girişleri gibi olacak, kimsenin ruhu duymayacak.
Yalnız küçük bir sorun vardı. Açık açık tarih verilip bölgelere göre grupların hareket güzergâhları kabaca belli edilmişken tüm bunlar nasıl mümkün olacaktı?
Şayet çekilme, biz bunları konuşurken çoktan başladı da gerisi tiyatrodan ibarettiyse tamam.
Yok şayet bu, taktik icabı bir yanıltmaca değildiyse, Karayılan dikkatlerimizi yanlış tarafa çekmek için kasten yer ve tarih bildirmediyse durum biraz karışık.
Selahattin Demirtaş ve diğerleri, çekilenlerin provokasyonla karşılaşmaması için yetkilileri uyarıyor.
Dedim ya, BDP’lilerin dünkü teyakkuzları göstermelikse ne âlâ. Değilse, yani PKK’lılar sınır hattına çoktan çekilmedilerse, bizim Deki’ler, söylenecekleri söylemekte bu kez biraz geciktiler demektir. Yandı gülüm keten helva...