Medyanın da hayırlısı!

Mesele şu: Beni buralarda ben olarak barındırırlar mı? Şikâyetim var, sanılmasın. Bir de bunun için kızgınların hışmına uğramak istemem.

Mesele şu: Beni buralarda ben olarak barındırırlar mı?
Şikâyetim var, sanılmasın.
Bir de bunun için kızgınların hışmına uğramak istemem.
Radikal ile başım hoş.
Yine de, Vedat Türkali’nin geçenlerde söylediği birkaç cümleden, çok etkilendim.
Neden bilmem; kendimi buldum, o sözlerde.
14. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri törenindeydi.
Onur ödülü verilen Vedat Türkali, teşekkür konuşması yapıyordu.
Dedi ki:
‘’Kemalist değilim; MKM’de ödül alıyorum.
Atilla İlhan’la farklı anlayışlarımız var; burası Atilla İlhan Salonu.
Beni aranıza kabul ettiniz.’’
Nasıl etkilenmem!
Halime bakıp, ben de şöyle diyorum:
* Sedat Ergin’le başım belada.
Ama Milliyet’e kapı komşu Radikal’de yazıyorum.
* İktidar-medya ilişkileri sorunlu.
Ama ben, Başbakanlık’tan ayrılıp medyaya geri döndüm.
* Kendilerine uymayanlara ‘hükümet yandaşı’ diyen bir grup var.
Ama, o grubun bir gazetesine geçtim.
* Çoğunluğu Cumhuriyet ekolünden; hatta, CHP’de aktif siyaset yapmışları var.
Ama, onların arasına geldim.
* Fikren ayrı takılıyorum diye çocuklarına taşlatıyorlar, beni.
Ama ben, koroya katılmaya gelmedim.
Aralarına almalarından geçtim.
Beni bu mahallede barındırırlar mı, dersiniz?
***
Bazı komşularım zımnen diyor ki, ‘Sen de değiş, bize benze!’
Diyorum ki; ama
ben, size benzemeye gelmedim ki.
Bakın bakalım, ödül verdik diye Vedat Türkali’ye şart koşan
oldu mu?
Kimse, “Kemalist ol, Atilla İlhan’a benze” dedi mi?..
‘İtiraf et, haydi!’ diye geçmişinden tövbe etmeye çağırdı  mı?
Oldu mu, böyle bir şey?
Olsa,  Vedat Türkali “Alın da başınıza çalın!” demez miydi?
Kendi fikirleriyle, duruşuyla onların arasına geldi.
Ona gösterilen, bu yüzden bir hüsn-ü kabuldü.
Farklılığına saygı gösterdiler.
O da, kendinden farklı olanları alkışladı.
Peki,  ben de aranıza böyle kabul mü edilmiş oldum, şimdi?
Yani, teşekkür etmeli miyim, ben de?
Alkışlamalı mıyım, Sedat Ergin’i?

Okurun da hayırlısı!
Bugün size, kendi ‘durum raporu’mu vermek istiyorum.
Bir yazı, kaç türlü okunabilir, sizce?
Bu sorunun doğru cevabı şudur:
Okur sayısı kadar.
Her okura göre ayrı bir okunuşu vardır, yazının.
Bir de, yazma anında yazarın kafasındakini katarsanız...
Her yazının, işte o kadar anlamı vardır.
Her sözün, dinleyen sayısı kadar...
Bütün bu genişliği kucaklamak mümkün mü?
Siz, kendi görüşlerinizi yazarsınız.
Bazen ona uyar, yazdıklarınız; bazen buna.
Bazen katılanlar, bazen karşı çıkar size.
Yanlış anlaşılmasın.
Radikal okurundan da genelde yoktur, şikâyetim.
Ağzı bozuk küfürbazları hariç tutuyorum, tabi.
Ama bakın, e-mail mesajlarındaki durumum nedir?
***
İşte size, hal-i pür melalim.
Buyurun, bakalım:
* DTP var diye, Meclis’te 23 Nisan oturumuna gelmeyen Genelkurmay Başkanı’nı eleştirirsin.
Olursun, asker düşmanı.
* DTP’lilerin Meclis’teki oturma eylemini desteklersin, barışçıl ve demokratik diye...
Derler, bölücü.
* Org. Başbuğ’un Şırnak’taki teyzeyle Kürtçe muhabbetini sever, desteklersin.
Olursun askerci, militarist.
* DTP’ye, terör ve şiddeti dışlama çağrısı yaparsın.
Derler,  Kürt düşmanı, inkarcı.
* Hakkari’de polis dipçiğiyle bir Kürt çocuğunun dövülmesine isyan edersin.
Olursun polis düşmanı, hatta Kürtçü.
* Soruşturma açmak yetmez. İçişleri Bakanı neden çıkıp ses vermiyor, dersin.
Bu kez olursun, dönek.
* Çocukların ellerine taş verip polise saldırtmak demokrasiye de, insanlığa da sığmaz dersin.
Derler, jakoben, devletçi.
* Osman Baydemir’in 23 Nisan törenine gelmeyişini eleştirirsin; Meclis’e, Millet Egemenliği’ne saygısızlık diye...
İşte o zaman küfrü hak edersin; okkalısından, hem de.
* Yerdeki isim plakasını ayağıyla iten komutan haklı da olsa, o hareket şık değildi, demeye kalkarsın.
Yine yersin küfrü; sağlı sollu hem de.
* Gladyovari cinayet şebekelerine, darbe suçuna açıktan karşı çıkarsın.
Olursun, faşist.
* Türkan Saylan’a yapılan hataydı, usule dikkat! uyarısı yaparsın.
Sen de mi, derler.
* Uymayın Fazıl Say’a; “Hukuka karşı Cumhuriyet mitingi olmaz” demek istersin.
Derler ki, AK Parti’li.
* Obama’nın söylemesine ne gerek...”Türkiye zaten laiktir, laik kalacak” dersin.
Bu kez olursun, takiyyeci.
Ne yaparsan yap bilirsin ki, bir tek CHP’li demezler.
Yegane karın, işte budur!
***
Velhasıl, ne yapsan yaranamazsın.
Ona yaransan buna, buna yaransan ona uymaz.
Ne yalakalığın kalır, ne yandaşlığın.
Gırla gider...
Hakaretin biri bin para!
Haberiniz olsun diye söylüyorum.
Bunlardan gocunmam, ben.
Bilirim ki, kendi dükkanınıza ‘tarafsızlık’ levhası asmakla, tarafsız olmazsınız.
En azından tavrım açık.
Böyle kandırmaca levhaların arkasına saklanmam.
Evet ben, kendi fikirlerimden yana tarafım.
Ama yanılmaz da değilim.
Fikirlerime, değişmez ve değiştirilemez iman hakikatleri muamelesi yapmam.
Demem o ki, yazarın işi okura yaranmak değildir.
Çünkü muhaldir bu, zaten.
Tabiatı gereği, mümkün değil.
Yazı, birdir de...
Okur sayısı kadardır, okunma biçimleri.
***
Evet! yazar, demokrat olmalı, eleştiriye açık, yani.
Ama unutmayın ki...
Okurun da demokratı makbuldür.
Sizden farklı düşünüp konuşmama tahammül mü göstermiş oldunuz, şimdi?