Millet adına konuşana bak!

Önce, şunları alta alta yazıp okuyalım: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Önce, şunları alta alta yazıp okuyalım:
Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.
Türk milleti, egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
(Bu organlar yasama, yürütme ve yargıdır.)
Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Şimdi de, bu anayasal tanımlardan yola çıkarak, bazı sorulara birlikte cevap arayalım.
Dün, HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, hakkındaki muhtelif iddialara karşı kendini savunmak için konuştu.
Önceki gün, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki teftişe, ağır sözlerle tepki gösterdi.
Ondan  önceki gün de HSYK, Adalet Bakanlığı’nı zımnen suçlayan bir bildiri yayımlamıştı.
Bunları kim adına yaptılar, dersiniz?
Millet adına mı, bağımsız yargı adına mı, siyasi anlayışları adına mı?
Ya da şöyle koyalım soruyu:
Bir yargı mensubu konuştuğunda, millet mi konuşmuş olur?
***
Cevabınız ‘evet’ ise, mantıksal olarak şöyle devam edersiniz;
Bir yargı mensubu yediğinde, içtiğinde, yürüdüğünde...
Yiyen de, içen de, yürüyen de millettir!
Sonuçta, tam bir panteistik yargı itikadına ulaşırsınız.
Mistik bir ruhaniyet atfetmeye kadar gidebilir, bu inanç.
Mesela, bir yargı mensubu yalan söylediğinde, millet, buna ortak edilir.
Uzun lafın kısası, biat isteyen metinlerde yanlış yorum, batıl inanca götürür.
Üzerindeki mistik örtüyü kaldırdığınızda, çıplak mantıksal gerçekle karşılaşırsınız.
O da, şudur:
‘Yargı, millet adına karar verir’; ama yiyip içmez, konuşup yürümez.  
‘Öyle inansak ne olur, kime ne zararı var?’ demeyin.
Kendi ellerinizle ‘Frankeştayn’lar yaratıp, onlarda mutlak bir kudret vehmi uyandırırsınız.
Hikmetinden sual olunamayan insan-üstü şahsiyetler, vücuda gelir.
Milletle hiçbir bağ kurmadan, milleti temsilen konuşur dururlar.
Artık milletin bir yargısı olmaz, olsa olsa yargının milletinden söz edebilirsiniz.
Anayasa’daki hükmün varlık sebebine de, lafzına da, ruhuna da sığmaz, böyle bir yorum.
Kendi başına, kendisi için var olan bir otoritenin elinde rehin kalır, bütün millet.
Bağımsız yargıdan, millet adına yetki kullanmaktan kasıt, bu olmasa gerek.
Çok gerilere gitmeye hiç lüzum yok.
Sadece yakın zaman örnekleri, maruzatımı izaha yeter de, artar bile.
***
Eğer, o baştaki ‘hukuk itikadı’ sorusuna cevabınız ‘evet’ değil de ‘hayır’ ise, devamı başka türlü gelir.
Bir yargı mensubu, HSYK üyesi bile olsa, nefsi müdafaasına, yargının kutsallığını müdafaa süsü veremez.
Şahsi hesabını, yargının kurumsal hesabıyla karıştırmaz.
Birini, ötekine alet etmez.
Bir savcı, YARSAV adına ortaya çıkıp, Adalet Bakanlığı’nın teftiş yetkisine ‘bağımsız yargıya baskı’ diye feveran edemez.
HSYK gibi idari bir kurul, Ergenekon kodlu soruşturmanın savcılarını yerlerinden sürdürmeyi, aklından dahi geçiremez.
Diyelim ki bunu yaptı, teamülleri yıkmak pahasına 3 hafta boyunca da diretti, yaz kararnamesini neredeyse güze sarkıttı...
Bari çıkıp, arkasından gerçeği saptırmaz.
Tutup, kanuni takdir yetkisini kullandığı için, ‘O savcılara niye soruşturma açıp süründürmüyor’ diye,  Adalet Bakanlığı’nı zan altında bırakmaz.
Dahası, kamuoyu önünde yürütme organıyla polemiğe girmez, o kadarından kaçınır.
HSYK bildirisi ile Adalet Bakanlığı’nın cevabi açıklamasını yan yana koyup, bakın.
Acaba, millet adına hiç yalan söylenmiş mi?
Bir kısım HSYK üyeleri, İstanbul’daki davanın hâkimlerine, savcılarına kanuni yetkilerini zorlayarak  müdahaleye yeltenmiş mi?
Yargının bağımsızlığı adına yargının tarafsızlığı ihlal edilmiş mi?
***
Her işin sihrini bozmayı adet haline getirdik.
Yaz kararnamesinin niye geciktiğini 3 hafta boyunca tartıştık, konuştuk.
‘Ergenekon olarak bilinen soruşturmanın savcılarıyla ilgisi yok’, dendi.
Kararname çıktı, gerçekten de onlara dokunulmamıştı.
Tam inanacaktık ki, o bildiri geldi ve bir çuval inciri berbat etti.
Çünkü, spekülasyonları doğrulamaktan öteye geçmedi.
Asıl niyetleri, ele verdi.
Bitecek bir tartışmayı, yeniden alevlendirdi.
İş teoriye geldiğinde, herkes kitabın ortasından konuşuyor.
Peki, alttan alta çalışmak, kitaba sığar mı?
Gerek var mıydı, bütün bunlara?