Mutsuz Müslümanlar ülkesi...

Gallup, merak edip araştırmış. Mutlu Müslümanlar nerede yaşar; mutsuz olanları nerede, diye... Dün, okumuşsunuzdur.

Gallup, merak edip araştırmış.
Mutlu Müslümanlar nerede yaşar; mutsuz olanları nerede, diye...
Dün, okumuşsunuzdur.
Sonuçlar şaşırtıcı mı, şaşırtıcı...
Ne yana çeksen, oraya gider.
Gallup diyor ki;
Türkiye, bir mutsuz
Müslüman’lar ülkesi.
Meğer sadece beşte birimiz,
hayatından memnun...
Geri kalanımız, daha iyi bir hayat mümkün, diyormuş.
Ama, bizden esirgeniyor...
Mutlu Müslüman’lar en çok,
Suudi Arabistan, Almanya ve
ABD’de yaşarlarmış.
En iyi Müslüman’lık burada
diyenlerin oranı da, sırasıyla
yüzde 51, 49 ve 41’miş.
Türkiye ise, Endonezya, Pakistan, Mısır, Bangladeş, Lübnan ve
Ürdün’le aynı sınıfta.
Buralarda yüzde 10 ila 20 arasında değişiyormuş, mutlu
Müslümanlarımızın oranı.
Gerisi, hayatından şikâyetçi,
gerisi mutsuz...
Türkiye’dekine, mümkün
olan en iyi dini hayat diyenler,
sadece yüzde 20.
Haydi, çıkın şimdi işin içinden,
çıkabilirseniz.
Daha geçen yılı, hangi tartışmayla kapattığımızı da unutmayın.
Önce Dışişleri Bakanı Ali
Babacan’ın çıkışı...
Azınlıklar kadar Müslüman
çoğunluk da baskı altında, demişti.
Sonra, Prof. Binnaz Toprak’ın araştırması...
Türkiye muhafazakârlaşırken
laikler, dışlanmış hissediyor...
Haydi söyleyin şimdi, kim
haklı çıktı?
Türkiye’de kim biz, kim ötekiymiş.
Benden duymuş olmayın ama...
Meğer, çoğumuz aynıymışız...
Çoğumuz, öteki...
Çoğumuz, alabildiğine mutsuz.
Türkiye de, bizim ülkemizmiş.
Bir mutsuzluk ülkesi.
BENİM TEPKİM: Nedir bu,
Allah aşkına...
Kendi kendimize ettiğimiz? 

En iyi hayat niyetine, en iyi tepkiler
Mümkün olan en iyi
hayatı, madem ki, ıskalıyoruz. Madem ki, mutluluğu, bir diğerimizin mutsuzluğunda arıyoruz.
Biraz, teselli bulalım istedim.
En iyi muhtemel tepkilerimizi iki grupta topladım:
BİRİNCİ TÜR TEPKİLER:
-Gördünüz mü, Ali Babacan
haklı çıktı.
-Dindarlık suç sanki...
-Duydunuz mu, Binnaz
Toprak nasıl da çuvalladı.
-Hani, toplum muhafazakârlaşıyordu?
-Üniversitede başörtüsü
yasak değil mi, hâlâ?
-Nerede kaldı hak-hukuk,
eşitlik?
-Bu da mı, yalan!..
-Dememiş miydim; dünya,
Müslüman’lar için kötü bir yer
olmaya başladı.
-Bu dünya zaten mutluluk
yeri değildi ki...
-Cenneti, boşuna aramayın
burada...
-Müslüman, mutluluğu öbür dünyaya erteleyendir.
-Bu kadar kan, gözyaşı
ve acı varken; Müslümanım
diyen nasıl mutlu olabilir?...
İKİNCİ TÜR TEPKİLER:
-Bize her gün matem,
her yer Kerbela..
-Örtünün altında mutluluk
ne arar, zaten...
-Dindarlık, mutluluğa
engeldir ki...
Mutluluğun ne olduğunu
kim biliyor ki...
-Mutsuzluğun tarifini
bir yapsınlar, önce...
-Müslümanım diyen
Allah’tan korkar...
-Daha nasıl mutlu
olacaklarmış...
-Biz mutluyuz kardeşim...
-Onlar, mutluluk değil,
İran olmak istiyor.
-Aha Suudi Arabistan,
Almanya, Amerika...
Beğenmiyorlarsa çekip
gitsinler.
-Türkiye laiktir, laik kalacak...
-Beyinleri yıkanmış;
mutluluktan ne anlarlar ki...

Ne yeni Nasır, ne son Osmanlı...
Başbakan Erdoğan’ın
dünkü metrobüs hattı
açılışı sırasında...
Bir bez afiş, peydah oldu:
“Son Osmanlı Padişahı, 1. Recep Tayyip Erdoğan” diyordu.
Aynı gün bazı gazetelerde de bir ilan vardı.
Dikkatinizi çekti mi?
Başbakan’ın boy resmine
eşlik eden bir başlık:
‘İçimizdeki destan uyandı.’
Davos’ta kabaran ayranımızın köpükleri bunlar.
Mekân da, Osmanlı
pay-i tahtı olunca...
Başbakan, bir siyasi destan kahramanına teşbih edilmiş.
‘Destan yazan bir kahraman’ gibi karşılanmaya hangi
lider itiraz eder?
İlana değil, belki amma...
Bence Başbakan, dünkü
afişe itiraz eder.
‘Obama mı, Bush mu?’ tartışmasında ne demişti:
“Ne Bush, ne Obama.
Tayyip Erdoğan, Tayyip
Erdoğan’a benzer...”
Eğer biraz tanıyorsam...
Bu afişten sonra da,
eminim şöyle demiştir:
Ne yeni Nasır, ne son
Osmanlı padişahı...
Ancak, 1. Recep Tayyip
Erdoğan...
En sevdiği yabancı şarkı
neydi, hatırlayın!
Frank Sinatra’nın
‘My way’i değil miydi?
Yani, kendi yolunda
yürümeyi seçti.
Ne Nasır’ın arkasından...
Ne de Osmanlı’nın
bıraktığı yerden...
Son sözüm:
Kimse boşuna emsal
aramasın.
Başbakan’ınki, nev-i şahsına münhasır bir tarz-ı siyasettir.

Şu karikatür davası...
ABD insan hakları raporunu boşverin, demiştim.
Gerekçelerini de sıralamıştım.
Unuttum sanmayın!...
Söylediğim şey oldu.
Rapor, birinci sayfalara,
hatta manşetlere çıktı.
Ama fikrim değişmedi.
Amerikan Başkanı ile Türk Başbakanı’nı aynı kefeye koymayan raporu...
Atın çöpe gitsin...
Hem, kendi özgürlük davamızı konuşmak için, İngilizce tercümana ihtiyacımız mı var?
Sonra bize başka, kendi
başkanlarına başka türlü
çeviriyorlar...
Ne gün, Obama’nın şempanze
tasviri için ABD medyası
özür dilemezse...
O gün biz de, o lisanda
tartışırız, elbet...