Müzakere siyasetinin açmazları

Müzakere psikolojisinin çıkmaz sokaklarından birine giriyoruz. Sırf taviz veriyor denilmesin diye sertleşiyor taraflar.

İkinci heyetin İmralı’ya gidişi, Ahmet Türk’ün diline takıldı deniyor. Bana ise psikolojik bariyerlere takılmış gibi geliyor.

Müzakere psikolojisinin çıkmaz sokaklarından birine giriyoruz. Sırf taviz veriyor denilmesin diye sertleşiyor taraflar.

Sürecin tıkandığı yer burası.

Hükümete niye sert çıkmıştı Ahmet Türk? Kendine laf getirtmemek için.

“Niye bir başkası değil de o seçildi” sorusunun altındaki sinsi imaya cevap olsun diye.

Aktörlerin tazyik altında söylediği sözler, sürece de çözüme de zarar veriyor.

Ahmet Türk, kendini hükümete beğendirmeye çalışmadığını ispata mecbur kalmamalıydı halbuki.

Kitlesine veya siyaset arkadaşlarına karşı sadakatini kanıtlama baskısı hissetmemeliydi üzerinde.

Baskıdan olmasa Diyarbakır’daki cenaze töreninde en sert çıkış ondan gelmezdi.

Tepkisellik sorunu

En mülayim adam, en provokatif olanların bile herkesi aklıselime davet ettiği bir ortamda tepkisel konuşuyorsa ortada bir sorun vardır. Ahmet Türk’e, “Barış için hassasiyet isteyenler Kandil’i bombalıyor. Bu nasıl siyasettir? Hem barıştan söz edeceksin hem de Kürtlere bomba yağdıracaksın” dedirten şeyde sorun.

Ya da Selahattin Demirtaş’a soğukkanlılığını kaybettiren şeyde. “Bize ayar vermeye çalışacağınıza dönüp sokağa bir bakın, kullandığınız dile bir bakın. Biz sizden lütuf beklemiyoruz Sayın Başbakan” demeye neden mecbur hissediyor kendini?

Adaya gidiş vizesi koparmak için Başbakan’ın gözüne girmeye çabaladığı söylenmesin diye olabilir mi?

Belki bizim duymadığımız birkaç homurtuyu, kendi kitlesinden birkaç gayrimemnunun belaltı imalarını susturmak için olabilir mi?

Demirtaş, barışa hazır olduklarını söylerken ‘onurlu bir barış’ vurgusunu da aynı kaygılarla yapıyor.

Bu mesajların hepsi, hükümete yaranmak için can attıkları gibi onur kırıcı bir şayiayı daha baştan yalanlamak adına gönderiliyor.

Başbakan da teröre taviz verildiği suçlamalarını en baştan asılsız çıkarmak için tam tersi mesajlar yollamıyor mu?

Son grup konuşmasında ne diyordu:
“BDP’ye bu yeni süreçte sağduyulu, soğukkanlı ve cesur olması yönünde tavsiyelerimizi ilettik, iletiyoruz. Siyaset, baskılara karşı cesur duruş sergilemekle başarıya ulaşır. Siz aklınızı, iradenizi kiraya mı verdiniz? Madem siyaset yapacaksınız, onurunuzla yapın. Yok şuradan, yok buradan talimat gelecek. Sen nesin o zaman? Siyaset zor zamanlarda, zor kararlar alarak çözümün aracı olabilir.”

Başbakan, üzerlerindeki baskıya boyun eğmemeye çağırıyor BDP’lileri. Tazyike, tahrike direnmeleri için cesaretlendirici şeyler söylüyor.

Samimiyet testi

Bunu yaparken ‘samimiyet testi’ne de sokuyor ama muhataplarını. “Samimi olanlarla konuşulur, olmayanla neyi konuşacaksınız” diyor.

Samimiyet sınavı da BDP’lilerin onuruna dokunuyor bu sefer. Alınıp tepki veriyorlar.

O da iktidardakilerin zoruna gidince kısırdöngüye düşüyor müzakere siyaseti.

Yumuşak davranıyor, teröre ve destekçilerine yüz veriyor dedirtmek istemiyor Başbakan da.

Süreç, aktörlerin üzerindeki baskının ağırlığı altında eziliyor.

O da denilmesin, bu da denilmesin elbette. Fakat birbirlerinin sırtındaki baskıyı azaltmaya yardımcı olmaları, sertleşmelerinden daha iyi değil miydi?