'Niye ben değil de Öcalan!'

'Niye Öcalan'la çözülüyor' hasedi, geçmişten kalma kimi çekişmeleri de yeniden su üstüne çıkarıyor.

Çözüm karşıtları kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Erdoğan’a karşı çıkanlar ve Öcalan’a karşı çıkanlar.

Erdoğan kolundan gelenlerin gizli motivasyonunu biliyoruz: Nobel kıskançlığı. “Neden Erdoğan çözüyor da biz değil, barış ödülü niye ona gitsin” şeklinde özetlenebilecek bir dürtü. Erdoğan’ı güçlendirmek istemiyorlar.

Kürt siyasi cephesinden gelen itirazların sebebini ise tam olarak bilmiyorduk. Öcalan’ın Nevruz nutkundan rahatsız oldukları söyleniyordu. Tepki, mesajların içeriğineydi güya. Sosyalizmden geçip İslamcılığa göz kırptığı için sosyalist sol, İslam bayrağı altında kardeşçe yaşamaktan söz edip muhafazakârlaşma sinyalleri verdiği için de Aleviler kızgın deniyordu.

Giderek anlaşılıyor ki durum pek de öyle değil. O cephede de içten içe bir Öcalan kıskançlığı yaşanıyormuş meğer.

“Niye Öcalan’la çözülüyor” hasedi, geçmişten kalma kimi çekişmeleri de yeniden su üstüne çıkarıyor. O tarafın çözüm karşıtlarında da en güçlü motivasyon, çekememezlikmiş.

Türk ya da Kürt siyasi çevrelerinden hangisinde olursa olsun sonuç değişmiyor. “Niye ben değil de o” cümlesi, makul analizlere oturmayan, anlamlandırması zor bütün tepkileri açan bir ingilizanahtarı.

‘30 yıllık sorunu çözen adam’ payesini, barış getirmenin şan ve şerefini kaptırmayı hazmedemiyorlar kısacası.

Şuradan çıkarıyorum: Ferhat Tunç, Radikal için bir yazı kaleme aldı. Ve Alevilerin arkasına saklanmaya çalışan çözüm karşıtlarının hazımsızlığı deşifre oldu. Başlığı şuydu: “Kimse süreç karşıtlığını Alevilere bağlamasın”.

Sadece o yazı değil. Çözüm sürecinin konuşulduğu tartışma ortamlarından edindiğim izlenimler de aynı sonucu destekliyor.

Sürecin Öcalan üzerinden yürümesi bariz bir sıkıntı kaynağı. Bunu yüksek sesle dışa vuramayanlar, reaksiyonlarına maske olarak Alevi hassasiyetlerini kullanıyor.

Neyse ki mesele benim açımdan tavazzuha kavuştu. Darısı, kıskananların başına. Bu gidişle hasetten çatlamazlarsa sürecin sonunda baldıran zehrini asıl onlar içecek.

Muhafazakâr Çapkınlar’ın Bayan Deki’si



Adını ‘Muhafazakâr Çapkınlar’ kitabıyla duyuran ‘alaylı’ yazar Sevda Türküsev, istatistikleri yorumlayacak. Türkiye, Avrupa’ya kıyasla evlilik ve boşanma oranlarında orta sıralarda. Evlilik kurumu çöküyor, aileler dağılıyor diye endişelere gark olacak bir vaziyet yok yani.

Habertürk yayınında tartışıyorlar. Türküsev bir itiraz noktası yakalıyor. Diyor ki “Hıristiyan kültürüyle bizim toplumumuzu karşılaştırmak yanlış sonuçlar verebilir. Çünkü Müslüman kültüründe evlilik öncesi ilişki yasak.” Dini mecburiyetten dolayı, evlilik oranı bizde çok daha yüksek olmalıydı demek istiyor. Bir yanılgıdan kaçayım derken başka bir yanılgıya düşüyor, haberi yok. Hıristiyan kültüründe cinsel özgürlük var sanki. Evlilikte bile nesli devam ettirme hatırına, yani zaruret sebebiyle kerhen serbest bırakıyor İncil. Yoksa bekâret esas. İlk günahı tekrar işlemekten men ediliyor kadın. Nerede kaldı evlilik dışı ilişkiye fetva!

Kendi ağzıyla söylersek alaylı bir yazar Sevda Türküsev. Cinsel özgürlük devrimini Hıristiyanlığın şartlarından sanıp yaygın bir yanlışı tekrarladığı için, ilk alaylı Bayan Deki’miz olmaya da müstehak değil mi?