Niye yasak hemşerim?

Aydınlar konuştuğunda, 'kötü adam' ilan ediliyor. Siyaset, sorun çözmeye kalktığında, 'hain' damgası yiyor.

Aydınlar konuştuğunda, ‘kötü adam’ ilan ediliyor.
Siyaset, sorun çözmeye kalktığında, ‘hain’ damgası yiyor.
Değişim, açılım sözcüklerini kazara ağza alan yandı...
Her türlü hakarete müstehak demektir ki, gerisini siz düşünün.
Alnının çatına en ağırından galiz küfürleri yapıştırıyorlar.
Statüko, bu kadar mı değerliydi?
Mevcut durum, en iyi durumsa...
Çözümdü, açılımdı diye, biz niye yırtınıyoruz o halde?
Bence siz, bir de toprağa verdiğimiz o fidanların analarına sorun, böyle iyi misiniz diye?
Bakalım, onlar ne kadar memnun hallerinden?
Hoşlar mı, hoşnutlar mı bu gidişten?
Koruduğunuz statüko o kadar iyiydi madem;
Peki, siz niye Allah’ın her günü ‘terörle mücadele’ üzerinden muhalefet yapıyorsunuz?
Eğer gerçekten şikâyetçiyseniz, o zaman niye koruyorsunuz mevcut durumu?
Yazık değil mi, bu millete?
***
Bürokratik refleksi anlatan en veciz klişedir;
‘Yasak hemşerim!’
O yasaklar için ne bedeller ödenir ama varlığı, nedeni, niçini sorgulanamaz.
Yasak, yasak olsun diye konmuşsa bile...
Şimdi, ‘Niye yasak hemşerim?’ diye sormanın tam zamanıdır.
Siyasi iktidar, açılım maçılım yapsın istemiyorsunuz.
Aydınlar da, öyle zırt pırt memleket meseleleri hakkında konuşmasın.
Önüne gelen, olur olmaz görüşler beyan etmesin.
Hülasası, herkes yerini yurdunu bilsin, otursun oturduğu yerde.
O da olur da... ‘Ağası, paşası mısınız, siz bu memleketin?’ demiyorum.
Ona buna yasak koyuyorsunuz, ‘Yasakçı başı mısınız siz?’ diye de sormuyorum.
‘Gelin, beraber düşünelim’, diyorum.
Bu yasağın mantığı var mı?
Kime, faydası ne?
***
İşe bakın ki, yasağı sorgulamaya başladığınızda, bu kez karşınıza çıkan asık suratlı devlet gibi zatlar değil.
Bu kez durum biraz değişik.
‘Yasak dediysek, yasak işte!’ tavrı, siyasetten geliyor.
Sormayın, dünya tersine döndü.
İktidar, değişim istiyor.
Fakat Kürt meselesinde, bürokrasi yerine muhalafet direniyor.
Galiba yeni Türkiye’de bunlara alışacağız.
Değişime karşı cephede muhalefet, statüko nöbetini epeydir devralmış, tutuyor.
Roller değişti.
Bürokratik muhalefet devri başladı.
O refleksi, geçmişten iyi tanıyoruz.
Her yeniliğe karşı çıkarlar.
Şunu düşünmek akıllarından geçmez:
Eskisinden memnun olunsa, yenisine niye ihtiyaç duyulsun?
Hiçbir işin ‘olur’una bakmazlar.
Her işi yokuşa sürmekte, üstlerine yoktur.
Nasıl olacağını değil, neden olamayacağını anlatırlar.
Başka yerlerde, bu hallerde olmamıza sebep aramayalım boşuna.
Ne çektiysek, bu refleksten çektik.
***
Dünyamız çok daraldı, hiçbir yere kımıldayamıyoruz.
Elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bile şaşırdık.
Onu yapma, bunu yapma!...
Bence inadına yapalım... Onu da yapalım, bunu da yapalım.
Bütün yasakları bir bir sorgulayalım.
Kaldırdığınız yasağı, gerekirse tekrar koyarsınız bir gün.
Ama hiç kaldırmazsanız, kendinizi hangi ferahlıktan mahrum bıraktığınızı asla göremezsiniz.
Fobilerinden kurtulmuş bir Türkiye, merhum Özal’ın
rüyasıydı.
Kendimize güvenelim ve bütün yasakları sorgulayalım.
Ki, o rüya gerçek olsun...