Nusayriliğe de ihanettir

Esad'ın zalimliklerinden ne Nusayrilik sorumlu ne de Nusayriler. Sorumlu, Beşşar Esad'ın kendisi ve onun kiralık katilleridir.

Takriben şöyle bir şey:

“Reyhanlı’da patlayan bomba, Türkiye’ye yapılmış bir saldırı olduğu gibi Nusayriliğe de bir ihanettir.
Arap Aleviliği’nde, bu korkunç katliamı meşru kılacak hiçbir şey yoktur.
Saldırının sorumluluğu, sadece ve sadece bu barbarlığı gerçekleştiren mide bulandırıcı şahıslara aittir.”

Okuduğunuz cümleleri, İngiltere Başbakanı David Cameron’un benzer temalı bir konuşmasından uyarladım.

‘Reyhanlı’daki saldırı’ yerine ‘Londra’daki saldırı’ ifadesini koyun, Nusayrilik ve Arap Aleviliği’nin geçtiği yerlere İslam’ı yerleştirin, aşağı yukarı onu diyor.

Londra’da, sokak ortasında işlenen provokatif bir cinayet üzerine söylüyor bunları.

Sivil giyimli bir asker, gündüz vakti satırla, palayla katledilmişti. Caniler siyahi ve Müslümandı, motivasyonları da siyasi.

Bu sarsıcı cinayet, haklı bir nefret uyandırdı. Cameron, işte bu nefretin, yanlışlıkla İslam’a ve Müslümanlara dönmemesi için sıcağı sıcağına uyarma gereği duyuyor.

Aklıma, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap’ın 3 gün önceki telefonu geldi.

Reyhanlı’da tırmanan mezhep gerilimini konuşmak için aramıştı. Zanlıların mezhebine vurgu yapmanın mahzurlarını anlatıyordu.

Nihat Matkap’ın ikazı, yerinde ve haklıydı.

Hadiseyi, zımnen veya ima yoluyla dahi olsa bir mezhebin üstüne yıkmak, ateşe benzin dökmekten farksız.

Kalabalıklar infiale kapılmaya açık, toplumsal taraflar galeyana gelmeye müsait.

Nusayrilere yönelik nefret suçlarına davetiye çıkarılması, ciddi bir tehlike olarak kapımızda.

Şu halde, sapla samanı ayırt etmenin tam zamanıdır. Esad’ın zalimliklerinden ne Nusayrilik sorumlu ne de Nusayriler. Sorumlu, Beşşar Esad’ın kendisi ve onun kiralık katilleridir.

Gerçi, yakalanan şüphelilerin dini kimliğine ya da mezhebine özel bir vurgu yapıldığını görmedim daha.

Ama yine de aksini sık sık vurgulamakta büyük fayda var.

Terör vahşetinden Nusayri inancını ve Nusayrileri mesul tutamayacağımızı her vesileyle hatırlatmak gerek.

İnsanlığa ihanet ettiler, Türkiye’ye ihanet ettiler fakat, kendi inançlarına ve Nusayri toplumuna da ihanet ettiler.

Onlardan nefret etmek için çok sebebimiz olabilir.

Ancak nefretimizin hedefini doğru oturtamazsak kötü adamların ekmeğine yağ süreceğimizi unutmayalım.

Başımıza gelen kötülüğün failleri, gözü dönmüş Baas rejimi ve onun insanlıktan çıkmış kaçıklarıdır.

Rejimin dini hüviyetiyle, Nusayri karakteriyle işlenen katliamlar arasında doğrusal bir bağ kuramayız.

Başbakan Erdoğan, bugün Reyhanlı’ya gidiyor. Ve eminim haberdardır; orada, nefret suçlarına uygun bir vasat üretmek isteyenler mevcut.

Londra cinayetinden hemen sonra, İngiltere’deki Müslüman cemiyeti ortak bir tavır koydu. Saldırıyı nefretle kınadılar.

Aynı şeyi, Reyhanlı katliamından sonra Türkiye’deki Alevi-Bektaşi kuruluşları da yaptı. 500’ün üstünde dernek, ortak bir duruş sergiledi.

Reyhanlı’ya giderek yaşanan acıları paylaştılar, sebep olanları lanetlediler, taziyelerde bulundular.

“Ölen canlar bizim de canımız” dediler, Alevi-Sünni kardeşliğini pekiştirdiler, çatıştırma gayretlerine set çektiler.

Final cümlesine gelelim. Bugün, gözler ve kulaklar Erdoğan’da. Vereceği mesajlarla, Reyhanlı’daki mezhepsel hassasiyetlerin ateşini düşürebilir.