O güvenlikçiler de emekçi değil mi?

Sorun, taşeron sorunu değil demek ki. Sorun, kimi şirketlerin iş ahlakı sorunudur. Alttaki veya üstteki işveren olması fark etmiyor.

Sonumuz, ‘CHP’nin taşeron siyaseti’ başlıklı sabık yazım. Umut Oran’dan cevap geldi. Önce Sayın Oran’a kulak verelim, sonra “Ya o güvenlikçiler ne olacak?” diye meraklanma sebebime geliriz.

Orijinal imlasıyla şöyle:

“Birincisi (CHP’de) taşeron işçiliğin kaldırılması ile ilgili açıklama mübalağa ile bahsettiğiniz alayıvala ile değil, bizatihi statüleri değişen ve kadrolu hale gelen personelimizin isteği üzerine kamuoyuyla paylaşılmıştır.

İkincisi, CHP 2011 seçim bildirgesinde açıkça kamuda taşeronlaşmaya ve güvencesiz çalışmaya son vereceğini bildirmiştir.

Taşeron işçilik, özellikle AKP iktidarı döneminde yaygınlaşmış, 2002 yılı itibariyle yaklaşık 358.000 olan taşeron işçi sayısı bugün 1,7 milyon çalışana ulaşmıştır.

İş güvencesi olmayan, iş sözleşmeleri 1 yıldan az süreli olan bu yolla kıdem tazminatı hakkından da mahrum bırakılan, çoğu 1 yıldan az süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı için yıllık ücretli izin hakkı da bulunmayan taşeron işçilik müessesi ilgili bütün sendikaların da tepkisini çeken, emekçinin haklarının gerçek manada korunmasını engelleyen bir uygulama türü olarak gözükmektedir. Nitekim, Çalışma Bakanlığı da bu konuda bir sorun olduğunu kabul etmiş, ilgili Bakan da yaptığı bir açıklamada ‘Çalışma saati 12, izin yok, örgütlenme yok, tazminat yok. Kölelik gibi bir yaklaşım var, bunu Çalışma Bakanı olarak söylüyorum’ demiştir.

Kısaca yazınızda çizdiğiniz manzaranın aksine konunun tüm ilgili tarafları taşeron işçiliğin emekçinin haklarının korunması bakımından büyük sorunlar yarattığını kabul etmektedir.

Bütün bu şartlar altında, emeğin değerine inanan sosyal demokrat bir partinin taşeron işçilik ile ortaya çıkan duruma karşı mücadelesi ve emeğin hakkının korunmasını talep etmesinden daha doğal bir durum bulunmamaktadır.

Kamuda taşeron işçiliği sonlandırmak için büyük bir mücadele veren partimizde, gereken çalışmalar da yapılmış, Genel Merkezimizde taşeron işçi statüsünde çalışan işçiler kadrolu statüye geçirilmiş ve son derece tutarlı bir şekilde emekçilerin hakları güçlü bir şekilde koruma altına alınmıştır.”

Umut Bey’in diyecekleri bu kadar. Bana gelince, sözü yine uzatmaktan yana değilim. Kıdem tazminatından kaçınmak için kanuna karşı hile yapılması ve aylıkların geciktirilmesi yoluyla çalışanların mağdur edilebildiği doğru. Ancak ne yazık ki taşeron tabir edilen alt yüklenici firmalarla sınırlı değil bu durum. Benzer haksızlıklar ana işverenlerde de görülebiliyor. Örnek mi istiyorsunuz? Alın teri kurumadan haklarının ödenmesi bir yana, aylarca maaşlarını alamayan basın emekçilerinin varlığı sizlerin de malumudur sanırım.

Sorun, taşeron sorunu değil demek ki. Sorun, kimi şirketlerin iş ahlakı sorunudur. Alttaki veya üstteki işveren olması fark etmiyor.

Emeğin istismarına karşı, İş Kanunu’nda alınabilecek ilave tedbirler varsa tabii ki alınsın. Benim itirazım, çalışma hayatının sorunlarını taşeron sistemine indirgemenizedir. Sizin de belirttiğiniz üzere 1 milyon 700 bin insanımıza istihdam sağlayan taşeron şirketlerin şeytanlaştırılmasına itiraz ediyorum. Kaçak ve kanunsuzmuş gibi gösterilmelerine tepki veriyorum. Başkaca maruzatım yoktur.

Bu arada, genel merkezin güvenliğinden mesul taşeron işçileri de çaycılarla birlikte kadroya aldınız mı acaba? Yoksa onlar, hâlâ emperyalizmin vahşi sömürü çarklarının acımasız dişlileri arasında ezilmeye devam mı ediyor Sayın Oran?