O nakıs kadın ve erkekler!

Yarım kalmış bazı erkek ve kadınlar, nümayişte... Sezen Aksu'nun şahsında Başbakan'ı kınıyorlar. Niye bir sanatçının şahsında, sonra nesini kınıyorlar, belirsiz.

Yarım kalmış bazı erkek ve kadınlar, nümayişte...
Sezen Aksu’nun şahsında Başbakan’ı kınıyorlar.
Niye bir sanatçının şahsında, sonra nesini kınıyorlar, belirsiz.
Sırf umutlandı, heyecana geldi, kayıtsız kalmadı ve aradı diye...
Sezen Aksu, siyasi iktidarla özdeşleşmiş mi oldu?
Sığ ya da basit değil, düpedüz gaddar, zalimce buluyorum bunu.
Neden ayaklandıklarını, anlamaya çalışıyorum.
Düşünüyorum;
Sezen’in, Başbakan’ı arama gafletinde bulunmasını mı?
Destek verdiği barış sürecini mi?
Yoksa demokratik açılımı, o Başbakan’ın yapmasını mı?
Adının Tayyip Erdoğan olmasını mı?...
Neyi kınıyor, bu arkadaşlar?
Hoşnutsuzlukları, rahatsızlıkları, tepkileri ne için?
***
Cevabı, onların da bildiğini sanmıyorum.
Görüyorum ki, kafaları karmakarışık.
Sanatçı olmanın icaplarını öğrenmişler.
‘Solcu, ilerici, çağdaş, demokrat, özgürlükçü, paylaşımcı, barışçı vs. olacaksın’ denmiş.
İyi de, bunların hepsi aynı istikamete düşmüyor ki?
Nasıl, arada sıkışıp kalmasınlar?
Yandaş görünmeleri gereken sol,
barıştan yana değil... Demokrasiden de,
özgürlüklerden de, ilericilikten de...
Karşı durmaları gereken muhafazakârlar, bu değerlerin taşıyıcısı, temsilcisi haline gelmiş.
Hangisiyle bütünleşecekler;
Değerlerle mi, partilerle mi?
***
Sanat camiamızın bir bölümünde, eskaza Başbakan’a değen, vebalı muamelesi görüyor.
Son örnek, Sezen Aksu...
Demokratik açılım sürecine destek vermek için Başbakan’ı aradı, konuştu diye...
Tekfir eden mi istersiniz, defterden silen mi?
Sezen, bütün naifliğiyle, ‘Bir anne, bir vatandaş olarak’ konuştuğunu söylüyor.
Karşılığnda, ‘Bir sanatçının asla yapmaması gerekenler’ türünden yavan nutuklar dinliyor.
Reva mıdır?
Hayretle izliyorum.
Bu kadar mı yani?
Bu kadar mı, siyasetin matematiğine rehin düştü akıllarınız?
Hayat bile, hiçbir kurbanına karşı bu kadar acımasız değil.
Bu kadar katı, bu kadar keskin ayrımlar tanımıyor.
Kuantum keşifleri, fizik evrenle ilgili algılarımızı kökünden sarsmış, değiştirmişken...
Matematik kesinliğin geçersizliği ortaya çıkmışken...
Belirsizlik ilkesi, gerçekliğe dair kavrayışımızda büyük bir ihtiyat payı bırakmayı mecburi kılmışken...
Dahası bilgisayarlar bile, ihtimaller algoritmasıyla düşünmeyi öğrenmişken...
Bu devirde, böyle net kafalı sanatçı, nerede, nasıl?..
Şaşmamak elde değil.
***
Onlara diyorum ki;
Keskin mantık, yaşamakta olduğumuz karmaşık süreçleri izahta yetersiz.
İhtimal ki, siz yanılıyorsunuz.
Ve eğer öyleyse, yanılgınızın bedelini başkaları canlarıyla ödüyor.
Hiç mi ürkütmüyor sizi?
Hiç mi şüphe düşürmüyor içinize, bu ihtimal?
Ya Sezen Aksu haklıysa!...
Ve siz, vahim bir hata yapıyorsanız?
***
‘Yarım kalmış bazı kadın ve erkekler’ diye başladım.
Kadın ve erkek doğaları hakkındaki en eski kabullerden biri, şöyle der;
Erkeğin üçte biri, kadındır.
Kadının da üçte biri, erkek...
Bir kadınla tamamlanmamış erkek, nakıs...
Bir erkekle tamamlanmamış kadın da eksiktir.
Sezen Aksu’nun maruz kaldığı tavırlar, bana bu sözü hatırlattı.
Tamamlayıcı olarak, erkek ve kadının yerine ‘değerler’i koyup, okuyun.
Çünkü değerleriyle bütünleşmemiş sanatçılar, yarım, eksik, nakıstır.
Sezen Aksu, değerleriyle bütünleşmiş, tamamlanmış.
Kınayanların kınamasından korkmuyor.
Bir anne, bir vatandaş olarak konuşuyor.
Tamamlanmış kadınlar da, erkekler de işte böyle cesur olur.