Obama'nın vizontele etkisi

Kabul edelim ki... Her gün görmeye alışık olmadığımız bir durum. Türkiye'den bir siyah başkan geçti.

Kabul edelim ki...
Her gün görmeye alışık olmadığımız  bir durum.
Türkiye’den bir siyah başkan geçti.
Obama’dan çok, kendi hallerimize baktım.
Seyre dalmıştı, herkes;  biraz
şaşkınlık, biraz merak, biraz da
hayranlıkla...
Önceki gün Meclis’te...
Sonra dün Sultanahmet’te,
Tophane’de...
İzleyenlerin bakışlarında o hayranlığı gördüm, ben.
Siyah-beyaz televizyonların
yeni yeni hayatlarımıza girdiği günlere gitti, aklım.
Sihirli camla ilk karşılaşmamız
gibiydi.
Başkan Obama’nın üzerinde
aynı büyülenmiş gözler...
Bir merak, bir
heyecan.
Siyah Başkan gelmişti...
Ve neye benzediğini görmeye
gelenler.
Tam vizontelelik görüntüler, dedim.
Haber salsak da...
Kenya’daki akrabaları kurşun döktürse, bari.
Kem nazarlardan sakınmak için.
Olmadı; ‘üç kere maşaallah!
diyelim...
***
Barack Hüseyin Obama,
beklediği alkışı aldı mı?
Sultanahmet’ten değilse de dünkü manşetlerimizden aldı, tabi.
Neyse ki, zayıf kalmamış, tezahürat.
Her gazete, mezhebine,
meşrebine göre...
Kendi lisanınca sevgi gösterisinde bulunmuş.
Biri, ‘Laik demokrasi
vurgusu’ demiş.
Diğerinin seçtiği başlık, ‘Ailemde Müslüman var’.
Biri, ‘Hepimiz değişmeliyiz’
derken...
Öteki ‘İslam’la savaşmayız’ lafını çekmiş, manşetine.
Demek ki, mesaj alınmış.
Herkes, hissesine düşene razı.
Duymak istediklerini seçmiş...
Hoşa gitmeyene, sağır kalmış, herkes.
Demek ki, herkesin ağzına bir manşet bal sürmüş de...
Öyle gitmiş, Siyah Başkan.
***
Rengini sevdik; Hüseyin olmasını da.
Bizden bir şeyler hissettik, belki.
En çok da Bush’u devirmesini...
Ama ucuza gittik, biraz da.

‘Model ortaklığı’ da ne ola ki? 
Obama gitti, ‘model ortaklığı’ kaldı, yadigâr.
Anlı şanlı kalem erbabımıza, cümle kanaat ehlimize ter-taze bir mevzu çıktı, şimdi.
Ne güzel olacaktı, oysa...
İslam dünyasını, bu işe hiç karıştırmasa.
Bizi, bize anlatmakla kalsa...
Aramızda konuşsaydık, keşke.
Sadece bize seslenseydi.
Biz, CHP’li beyaz-laik
Türkler’e.
Hem, bu AK Parti’li zenci-laik Türkler’e de mesaj vermesi şart mıydı, sanki?
‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ sloganları atıp gitse...
Herkes mutlu olmasaydı, böyle!
Gel, gör ki, öyle yapmadı, işte.
Manşetleri bile paylaşmak zorunda kaldık, bak!
***
‘Model ortaklığı’ diye bir
laf attı, ortaya.
Şimdi anlamaya çalışıyoruz, ne demek istedi, diye.
Kötü bir şey mi, dedi?
Ilımlı İslam ülkesi mi yapmak istiyor, yoksa bizi?
Gizli niyeti, ne?
Yahu, sanki istese
yapabilecek mi ki?
Onun istemesiyle olacak mıyız, hemen böyle?
Bilsek, bizim için başka
şeyler de tasarlamasını
dilerdik ya...neyse...
Başınızı çevirin de bir bakın!
Ne Bush’un, gizli ‘ılımlı
İslam ülkesi’ tasarımı diye, laikliğimiz elden gitti.
Ne de Obama’nın ‘laik demokrasi’ demesiyle, Müslümanlığımız buharlaşacak, sanalım.
Biz neysek, oyuz.
Hem laikiz, hem de nüfusumuzun kahir ekseriyeti, Müslüman.
Bizi, küresel değişime parlak bir örnek yapan da, bu halimiz.
Bu yüzden, Medeniyetler İttifakı’nın sembol ülkesiyiz.
Ne fenalık var, bunda?
Yeni dönemde Obama’nın  ‘model ortaklığı’ için bizi seçmesi de bundandır, zaten.
***
Sonra, başkasının tasdikine niye bu kadar muhtaç olalım?
Laik deyince, niye havaya
girelim?
Müslüman deyince niye
karışsın, kafamız?
Biz bilmiyor muyuz, kim olduğumuzu da...
Elin Amerikan Başkanı’ndan duymak, sevindirik yapsın, bizi.
Ayağımıza, kırk yılda
bir top gelmiş.
Kaleye vurup, geçelim şunu.
Paranoyalarımızın depreşme sırası mı, şimdi?
Hem Obama istese de,
istemese de...
Türkiye zaten laiktir,
laik kalacak.
Bir de onun ağzından duysak ne, duymasak ne!

Başkan’ı görünce kıbleyi şaşıranlar!...
Günler öncesinden ilan
etmişlerdi de...
Kulaklarıma inanmamıştım.
Dediklerini yaptılar, iyi mi?
Ahmet Türk, Başkan Obama’ya içini dökmüş.
Deniz Baykal da öyle.
İster inanın, ister inanmayın!
Biri, özerklik taleplerini bizzat iletmiş, Başkan’a.
Af dosyasını, elden bizzat takdim etmiş.
Öteki, Ergenekon imasıyla yargımızı şikâyet etmiş, Başkan’a.
Bağmsız medyadan dem vurarak da hükümetimizi...
Ne ala!...
Bugünleri de
gördük.
***
Biri,  muhalefetteki arkadaşlarımıza artık gerçekleri söylese, diyorum.
‘’Siz, siz olun!..
Sakın ha! dışarıdan medet ummayın!’’, diye.
Hem kimseye de taşıyabileceğinden fazlasını yüklemeyin.
Ne o, altında kalsın.
Ne de, siz...
Zannetmeyin ki bu Amerika, her şeye kadir.
Yok, mutlaka bir şey isteyecekseniz, Obama’dan...
Kudretinin yeteceği bir
şey olsun, bari.
Hâkimiyetlerindeki komşu topraklara mukayyet olsunlar, mesela.
Terör örgütünün silah bırakmasına da yardımcı olabilirler.
Ama özerklikse mesele...
Ama yargımızın tarafsızlığı, medyamızın özgürlüğüyse...
Bırakın da onu, biz bize konuşalım.
Başkalarını karıştırmaya çalışmak, beyhude...
Velev ki, o kimse,  Amerikan Başkanı olsun.
Faydasız!...
Kendi ülkenize sadakatsizliğinizle kalırsınız...
Derim ki:
Yapmayın böyle!
Ne kıbleyi şaşırın, ne de başkanları karıştırın, siz.