Paris'te bayram sabahı

Süleymaniye'ye gitsem, Yahya Kemal çıkacak sanki karşıma... Ulucami'ye düşse yolum, küçük şadırvanın başında Ahmet Hamdi'yi bulacağım sanki.

Süleymaniye’ye gitsem, Yahya Kemal çıkacak sanki karşıma...
Ulucami’ye düşse yolum, küçük şadırvanın başında Ahmet Hamdi’yi bulacağım sanki.
Orada durmuş, bekliyorlar...
Mübarek günlerin sadık bekçileriymiş gibi, her geleni karşılıyorlar...
Ama ben, bu sabah kaçıracağım randevumuzu.
Bayram, benim için işte böyle garip bir özlemdir.
Uzakta geçirdiğim her bayram, o mısralar gelir bulur beni.
Nerede, ne halde olursam olayım.
Ruhumun derinliklerinde 78’lik bir taş plak dönmeye başlar.
Yahya Kemal’in sesini duyarım önce.
Buğulu, gamlı, kederli bir sestir hayalimdeki.
İçinde görkemli bir geçmişten
kalma burukluklar, taze ümitler, romantik düşler vardır.
Alır, eskilere götürür dinleyeni.
‘Mehabetli bir bayram sabahı’, Süleymaniye’ye çağırır beni.
‘Kendi gök kubbemiz altında bir bayram saati’ buluşmanın özlemini depreştirir içimde.
Ve ben, uzaklardan bakarken bulurum kendimi.
Sözümü tutamamış olmanın ıstırabını hissederim.
O hayali plak çalarken, Süleymaniye’yi düşünürüm, bizi, altında buluştuğumuz kendi gök kubbemizi.
Sonra Ahmet Hamdi, sahneyi devralır.
‘Bursa’da Zaman’, ilahi bir musiki olur; mavi gök, yeşil ova, eski bir cami avlusu ve şadırvanda şakırdayan su...
Bir rüyadan arta kalmanın hüznüdür o.
Koca bir maziyi unutturmayan yaşlı çınardır, tarihe damgasını vuran mimari...
Orada uyumak isterim ben de, son uykumuzu...
Zamanın mekânla ahengine bırakarak kendimizi, başbaşa dalmak...
Ölüm, bizim oralarda tılsımlı bir ebediyyet uykusudur.
***
Bu bayramı da uzakta karşılıyorum.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’la birlikte Paris’teyim.
Dün, Chatelet Tiyatrosu’nda Ramazan eğlenceleri etkinliğinin kapanış gecesiydi.
Onun için buradayız.
Birkaç saat sonra Sezen Aksu konseri başlayacak.
Sabah olduğunda da, Paris’te gireceğiz bayrama.
Egemen Bağış, gurbetteki vatandaşlarımızla bayramlaşacak.
Ben de uzaklardan Süleymaniye’yi, Ulucami’yi hayal edeceğim.
‘Kendi gök kubbemiz’ altında geçirdiğim eski bayram sabahlarını...
***
Bu kaçıncı bayramdır memleketten ayrı karşıladığım, şimdi hatırlayamıyorum.
Saymadım hiç...
Ama, çok oldu.
Fark ettim ki,
her seferinde o plak daha mahzun çalıyor, o buğulu ses daha çok dokunuyor kalbime.
İçimdeki özlemi büyütüyor.
Oysa biliyorum, İstanbul’da olsam da Süleymaniye’ye gitmeyecektim.
Bursa günlerimin hatırasına dahi olsa, Ulucami’ye de...
Biliyorum ama, bunun bana bir faydası olmuyor.
İçimdeki o tarifsiz duyguyu dindirmiyor.
Firak acısı da diyemiyorum.
Galiba mevzu başka.
Mevzu, aynı göğe bakmak, aynı havayı solumak, aynı sabaha uyanmak.
Şimdi aramıza saat farkı giriyor.
Sokaklar bildik, yüzler aşina değil.
Paris, İstanbul değil.
***
‘Türk Mevsimi’ etkinlikleri ne iyi oldu.
Başka hiçbir işe yaramasa bile, buradaki insanlarımıza yalnız olmadıklarını söylüyor.
Onlar İstanbul’a gelemese de, bir parça İstanbul’u buraya getiriyor.
Yahya Kemal, Ahmet Hamdi duyulmasa da, Sezen’le hasret gideriyorlar.
Bana da bir teselli imkânı var.
Kısmetse, bugün La Closerie des Lılas’da Yahya Kemal’in masasına oturacağım.
Bu sabah Paris’te de bayram...
Kutlu olsun.