PKK'ya aman vermesek mi?

Madem sınır dışına çekilecek olan PKK'lılara müdahale etmemek suç, mantıken tersinin de suç olması icap etmez mi?

PKK Amanoslar’ın batı ucuna kadar gelmiş, Ilgaz Dağları’nın eteklerine pusu atıp eylem koyacak çapa ulaşmış. Adana’ya, Sivas’a, Kastamonu’ya, ta Tokat Reşadiye’ye kadar sirayet etmiş. Bilumum silah, mühimmat ve militanını Anadolu’nun içlerine dek taşımış. Gelirken de kimse yolunu kesmemiş, silahlı mı silahsız mı giriyorsun arkadaş diye soran olmamış. Ayaklarına mekapları çekip vurmuşlar kendilerini dağlara.

Selahattin Demirtaş söyledi, şimdi yine mekap yöntemiyle sınırın dışına geri çekileceklermiş. Aldı mı bizim muhalefeti bir telaş! Çekilmelerine asker nasıl göz yumarmış, silahlarıyla gerisingeriye dağ bayır geçmelerine seyirci kalınamazmış, suçmuş falan filan.

Acaba silahlarını bırakıp mı geçseler o dağ yollarından, yine olmaz mıymış? “Yok, o da olmaz” diyorlar. Suç işleyip aletini gömen herkes kanun takibinden kurtuluyor muymuş ki bunlar silahlarını bırakınca rahatlıkla çekip gidebilsinler, askerden-polisten yakayı sıyırabilsinler?
Peki öyleyse, madem sınır dışına çekilecek olan PKK’lılara müdahale etmemek suç, mantıken tersinin de suç olması icap etmez mi? Ben hiçbir MHP’li ya da CHP’li hatırlamıyorum ki bugüne kadar asker kişiler hakkında sınırdan içeri ağır silahlarla girip kanlı terör eylemleri gerçekleştiren PKK’lılara müdahale edilmediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş olsunlar.

PKK’lıların çekip gitmesini engellememek suçsa kalkıp gelmelerini engellememek haydi haydi suçtur. Bir rivayete göre 1800, bir başka rivayete göre 2 bin 200 civarında silahlı PKK’lı sınırlarımızdan girip dağlarımızda mevzilenmiş, mağaralarımızda konuşlanmış durumda. O zaman nerelerdeydi “Kanuna aykırı emir olmaz” nakaratıyla ortalığı inleten bu tayfa?

Güzergâhlar veriliyor bu yollardan çekilecekler diye. Amanoslar grubu şuradan, Koçgiri grubu buradan, Dersim üslenmesindekiler falanca dağlardan bir hafta ile 20 hafta arasında yol kat edip İran, Irak ve Suriye sınırlarından dışarı çıkacaklarmış. Sanırsınız tören kıtası eşliğinde askeri merasimle uğurlanacaklar da göz yumsak mı yummasak mı diye tartışıyoruz. İş ona kaldı yani, aman istiyorlar da versek mi vermesek mi derdine düştük.

Geldikleri yollardan geri gidecekler. Mekap yöntemiyle. Gidişlerine müdahale etmek bu kadar kolaydıysa gelişlerine niye müdahale etmedik ki vaktiyle?

Halk ağzıyla Ahmet Tezcan



Konuşma diliyle yazmak ayrı bir yetenek ister. Kaleminiz, yazı dili yerine halk ağzına daha yatkın olacak evvela. Kitabi olmaya çalışmayacaksınız. ‘Ebemguşa’ diyeceksiniz gökkuşağına. ‘Devriâlem’ demeye dönmüyorsa mektep görmemiş halk dili, sizin de kaleminiz dönmeyecek, ‘devramel’ yazacaksınız papatya yerine. Alaimisema edebiyatına kaçmayacaksınız, alkım deyişinizde bile şairane bir renk yapmacıklığı sezilmeyecek. Alfabe çalışmamış bir Kırşehirlinin doğal hançeresi harfleri nasıl basıyorsa sizin klavyeniz de öyle basacak, K’lar yumuşayıp G olacak en basitinden.

Ahmet Tezcan, bu türün en sıkı örneklerinden birini verdi. Hikâyenin konusu, kişileri, kurgusu, akışı başka bahse girer. Doktor Hikmet Kıvılcımlı ile Bediüzzaman Said Nursi’nin kesişme noktasında yer alan diğer Hikmet’in sırrını merak saikiyle de okuyabilirsiniz yazdığı romanı. Ama asıl, yazı Türkçesinin baskısı altında kitabileşmeye yüz tutan yerel ağızların tadına varmak için okunası bir kitap ‘Kafirûn’.

Taklit etmedeki üstün yetenek ve başarılarından dolayı, halk ağzının Bay Deki’si tabii ki de Ahmet Tezcan oluyor. Tebriklerle...