Polisin elleri!..

Hakkâri'de 23 Nisan günü, gördük onu. Kürt çocuğunun başına dipçikle vuruyordu. Daha önce İzmir'de de karşılaşmıştık.

Hakkâri’de 23 Nisan günü, gördük onu.
Kürt çocuğunun başına dipçikle vuruyordu.
Daha önce İzmir’de de karşılaşmıştık.
Başından vurmuştu,
dur ihtarına uymayan sürücüyü.
Avcılar’da bir parktaki
ölümlü arbedede...
Geçen yıl 1 Mayıs’ta, izinsiz gösterilere müdahale sırasında... 
Ve, dün sabaha karşı
İstanbul Bostancı’da
gördüğümüz yine o polisti.
Birçok olay daha sayabilirsiniz.
Mesela, gözünüzün önündeki kavgaya seyirci kaldığını...
Bıçaklı saldırgana müdahalede isteksiz davrandığını...
Yüzünü öbür tarafa çevirip, görmezden geldiğini...
Olay bittikten sonra araya girdiğini, söyleyebilirsiniz.
Ama dün Bostancı’da, terörist kurşunlarına hedef olan da polisti.
***
O zaman sorumuz, şu mudur:
Hangi polis?
Ölüm makinelerinin
üzerine yürüyen...
Ardında dul eşler, yetim
bebekler bırakan...
‘Kahraman şehit’ dediğimiz de aynı polis!
Resmin tamamına bakınca bir tuhaflık görmüyor musunuz, siz de?
Risk almaktan kaçması...
Beladan uzak durması...
Tehlike geçince ortaya çıkması, acaba neden?
Alın size, bir soru daha:
Yoksa, müdahale azmini biz mi kırıyoruz, polisin?
***
Siz gene, polisten polise fark var, diyebilirsiniz.
Kahramanı da var, göreve adanmışı da...
Ama görevden kaçanı da var.
Doğru ama, bence hepsi bu değil.
İşte o zaman, size hatırlatırım ki:
Görevden kaçmayanların başına gelenler yok mu, peki?
Polise karşı ‘medyanın caydırıcı etkisi’, mesela?...
Polisin içinde, ‘neme
lazım’ dedirten bir medya
korkusu olmasın, sakın?
***
Polisin eksiklikleri var, hataları da.
İçlerinden çürükler de çıkar.
İdeolojik saiklerle güç
kullananına da rastlarsınız.
Ama aynı hastalıklarla malul değil miyiz, biz de?
Aynı dertler, bizim için de
geçerli değil mi?
Yanlışlarını elbette eleştirmeliyiz.
Polis, yasal güç kullanma vekaletine sahip.
Sınırı aşarsa, elbette karşısına çıkmalıyız.
Ya medya polise, ‘aşırı güç’ kullanırsa?...
Onun sonuçlarını da
iyi düşünmeli, derim.
Müdahale azmini kırmaya vardırırsak işi...
Hırsızla, arsızla, sarhoşla, mafyayla, çeteyle baş başa kalacak olan da biziz.
Hücre evlerinden çıkan, topraktan fışkıran cephaneliklerle de!...
Varın, halimizi siz
düşünün, o vakit!
***
Ne çabuk unuttuk, hem!
Mafya babalarının TV’lerde, başbakan tehdit ettiği günleri...
Çetelerin, ölüm üçgenlerinde nasıl da pervasız cirit attıklarını...
Terör örgütlerinin, sokaklarımızda at oynattıklarını...
Hatta, ‘Devlet aranıyor!’ diye kayıp ilanlarını...
Yaşamadık, görmedik mi bunları?
***
Bugün çeteler, mafyalar hapiste volta atıyorsa...
Cinayetler, faili meçhul kalmıyorsa, eğer...
Terör örgütleri, meydanı boş bulamıyorsa...
Sokaklar, hücreler temizleniyorsa bir bir...
Eksikliğinden hep şikâyet ettiğimiz ‘irade’ler oluştu, demektir.
Siyasi irade, tamam.
Hukuk iradesi, var.
Polis, hücre evlerini basma azmine sahip.
Peki ne kaldı, geriye?
Bence bize, bir de
‘medya iradesi’ lazım.
***
İstediğiniz kadar, ‘Herkesin
polisi, kendi vicdanıdır’ deyin.
Polisin elleri bağlıysa,
o memlekette, asayiş
berkemal olur mu, hiç?
Kolluk gücünün müdahale azmi olmadan, bu mümkün mü?
Bakın, medyanın bile polise ihtiyacı var.
RTÜK, yayın yasağı getirmese...
O kan ve silah görüntülerini,
döne döne izlettirmeyecek miydik, çoluk çocuğa?

Ete soğan doğramış, meğer!...
Özden Örnek’in darbe günlükleri üzerine şöyle demişti:
‘Kasaptaki ete, soğan doğramam!’
Mustafa Balbay’ın günlükleri ayyuka çıktığında da aynı bilgece sesi duymuştuk:
“Hukuk çağırırsa, icabet etmemek olmaz!”
Dün ortaya çıktı ki...
Genelkurmay eski Başkanı Org. Hilmi Özkök, dediklerini sonunda yapmış.
Hukuka, icabet etmiş.
Tanık olarak İzmir Adliyesi’nde karşılarına çıkmış.
Ergenekon davası
savcılarına, konuşmuş.
Sorularına cevap vermiş, sekiz saat boyunca.
O ete, soğan doğramış yani.
Demek ki et de, kasaptan çıkıp mutfağa girmiş, artık.
‘Darbe hazırlıkları’ ve ‘cunta faaliyetleri’ soruşturması olgunlaşıyor, demek ki.
Sular, iyiden iyiye ısınıyor.
Org. Özkök, kendi döneminde baş gösteren ‘cunta’ hakkında tüm bildiklerini anlattıysa...
Ki, eminim öyledir.
‘Cunta hakkında her şey’ artık biliniyor, diyebiliriz.
Üçüncü iddianamede okuruz nasılsa, onları.
***
Genelkurmay Başkanlığı’nda, alışık olmadığımız ‘demokrat kafalı’ bir askerdi.
Emekliliğinde de hakkı ödenmez büyük bir hizmette bulundu, bu millete.
TSK’ya da,
demokrasimize de, anayasal hukuk düzenimize de, öyle!...
Darısı, darbe suçuna yeminli o ‘cunta’ya geçit vermeyen diğer komutanların başına.