Polisin Reyhanlı atağı

Emniyet teşkilatı sanki savunmaya geçmiş gibi bir hava yaratmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor medyaya üfürülenler.

Eninde sonunda kimin ne yapıp ne yapmadığı açığa çıkacak.

Er veya geç, Reyhanlı saldırısını önce kimin haber alıp kime haber verdiği belli olacak.

MİT mi, emniyet mi istihbarat analizinde hata yaptı; öğrenilecek nasıl olsa.

Altı üstü, en fazla 3 aya bakar. Duymayan, bilmeyen kalmayacak.

Ama Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunu bekleyemeyecek kadar sabırsızlananlar var.

Belge sızdırıyorlar, emniyet istihbaratın MİT ve jandarma dahil herkesi önceden uyardığı hakkında.

Polisten iyi haber almakla şöhret bulmuş gazeteciler yazıyor, polis tam harekete geçecekken MİT durdurdu diye.

Laf uçuruyorlar patlamaya çeyrek kala polisin saldırıyı önlemek üzere olduğuna ilişkin.

Çok hem de çok yaklaşmışken MİT’in devreye girip polise “Siz çekilin, konu bizim takibimizde” dediğine dair rivayetler.

Belki öyle, belki de değil. Doğru da olabilir okuduklarımız, yanlış da çıkabilir.

Sağlam bilgilerle sıhhati şüpheli söylentiler birbirine karışıyor. Geçici bir sis bulutu oluşturuyorlar. Görüş sahamız kararıyor bir süreliğine.

Zaman kazanmak, kimin ne işine yarayacak peki? Ya da şöyle: Kimin zaman kazanmaya ihtiyacı olur böyle durumlarda?

Bir süre sonra sis bulutu dağılacak ve kabak gibi meydana çıkmayacak mı her şey?

Başbakanlık Teftiş Kurulu, saldırı istihbaratının ilkin hangi kurum tarafından elde edildiğini belirleyecek mutlaka. Varsa bir engelleme, aslında kimden geldiğini de. Kimin, kime mani olduğunu da. Aksaklığın nereden kaynaklandığını da. Hatanın sorumlusunu da yanlışın müsebbibini de müdahaledeki gecikmenin vebalinin kime ait olduğunu da.

Teftiş Kurulu, hepsini birbir tayin ve tespit edecek.

Ancak bu biline biline, evvel emirde müfettişlere ibraz edilmesi gereken evrak ve malumat, uluorta medyaya servis ediliyor.

Evvel emirde diyorum, çünkü o bilgilerin bir gün kamuoyuna mal edilmesi gerekebilirdi. Fakat sızdırmayı ahlaken meşru kılacak şartların oluştuğu gün bugün mü?

Yani kusur haksız yere poliste bulundu, fatura kasten emniyet istihbarata kesildi ve gerçekler resmen çarpıtılıp suç başkasına atıldı da asıl sorumlular gizlendi mi?

Teftiş Kurulu’nun raporu yazılmadan bunların hiçbiri söylenemez. Ne bir örtbastan söz edebiliriz bu aşamada ne de masum hiç kimsenin kurban seçildiğinden.

Öyleyse ne bu aculluk, bu telaş niye?

Emniyet teşkilatı sanki savunmaya geçmiş gibi bir hava yaratmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor medyaya üfürülenler.

Kamuoyunu lehte manipüle etmek amaçlanıyorsa beyhude. Kokusu 3 güne çıkacak bir manipülasyon, eli mahkûm ters tepecektir.

Ahlaki açıdansa neresinden baksanız meşruiyet taşımıyor. Yok yere itham edilen mi var, gerçekleri saklamaya çalışan mı?

Varsayalım ki Başbakanlık Teftiş Kurulu’na güvenilmiyor, hakkaniyetinden ve adaletinden şüphe ediliyor.

İnceleme sonucunda, gerçek sorumlular karartılacak diyelim.

Henüz ortada bir atak yok ki karşı atağa geçilsin. Üç gün beklemenin ne zararı olurdu?

Bekleyememenin ise sakıncaları çok. En ürkütücü yanına gelelim. Polis kendini manipülatif ve yönlendirici haberlerle önleyici atak doktrinleriyle savunma derdine düşerse başka saldırganların ve yeni saldırı hazırlıklarının peşine kim düşecek?